2 Şubat 2017

#17 çelınc / soru:17

soru on yedi diyor ki: 2017'de olmasını çok istediğin bir şey. 

çelıncı başlatırken, soruları seçerken falan cevapları hakkında pek fikrim yoktu aslında. çok azının, belki sadece birkaç tanesinin cevabını düşünmüştüm.

bu soru da onlardan biri. 

2017'de olmasını çok istediğim şeye "anne olmak istiyorum" yazacaktım. 



meğer zaten hamileymişim. geçen hafta öğrendim. 

an itibariyle yedi haftalık bir mercimek varmış içimde. 
başka ne diyeceğim bilmiyorum. 

gerçekten mercimek kadarmış bu arada. ama kalbi atıyormuş falan çok acayip. 

çok romantik duygular içerisinde değilim henüz. ne hissediyorsun diyenlere "tıbbi" diye cevap verebiliyorum sadece. hatta dışarıdan bu işe hiç sevinmemiş gibi görünüyor olabilirim. doğmamış çocuğa mektup yazacak duyguda değilim gerçekten. tek istediğim iyi olsun, zamanında ve sağlıkla kavuşalım falan. tek düşündüğüm bu. 

çok mutluyum. ve bunu sadece lee anlıyor. o da çok mutlu. bunu birlikte hissetmemiz çok güzel. böyle hisler işte.. hiç tarif edemiyorum bence şu an. 

henüz çekirdek ailem ve bir iki yakın arkadaşım dışında kimseye söylemedim. erken gibi geldiği için tutuyorum kendimi. ama lee tutamıyor. bıraksam gazeteye ilan verecek. heyecanına bakıp bir daha mutlu oluyorum.

ama buraya yazmak konusunda terededdüt etmedim pek. hem sonra kimse "yok ben görmedim, yok ben duymadım" demesin. insan okusun diye yazıyoruz şuraya. 

evet 2017'de olmasını istediğim şey buydu. ve bilmem hatırlar mısınız, çelınc başlarken "17 en sevdiğim sayı" demiştim buralarda. 

gelelim diğer meseleye. 

evet kendi çelıncımı rezil rüsva ettim farkındayım, soruların yarısı cevapsız kaldı ama onu da düşündüm. hepsini en kısa zamanda tamamlayacağım. belki sırayla, art arda olmaz ama en kısa zamanda şaapıcam ben onları. 

bu da yazının şarkısı olsun. 




öptük. 



25 Ocak 2017

#17 çelınc / soru:4-5-6-7-8 yettim gari

dördüncü günün sorusu diyor ki: etrafındakiler hangi sorunun çözümü için sana gelirler?

hımmm. 

normal arkadaşlık danışmaları dışında bir şey yazmak istediğim için her türlü görsel malzeme için gelirler diyeyim. photoshop kullanarak yapılabilecek her şey için ellerinin altındayım her an. okuldayken projelere falan görsel lazım olduğunda yapardım, sonra evlenenlere düğün davetiyeleri, dükkan açana el ilanı, afiş vs ya da web sitesi için görsel etiket vızvızvız.. grafiker değilken bu işleri çözen kişi olarak ilk akla gelen olmayı da çok seviyorum aslında. insanın mesleği dışında bir becerisi olması bence çok güzel. evet.


beşinci soru diyor ki: her zaman ve bazen özlediğim iki şey. 

bezen ergenliğe ait enerjimi çok özlüyorum. o zamanlar mesela gecenin bir yarısı arkadaşlarım arayıp seni almaya geliyoruz derlerdi ve ben de gece gece uykumdan uyanıp asla üşenmeden giyinir, on dakika içinde falan evden çıkardım. şimdi olsa evden çıkmayı bırak, bu niyetle aradıklarını biliyorsam telefonu bile açmam. ama bazen o her an, her şeyi yapmaya hazır, saçma enerjimi gerçekten özlüyorum. 

her zaman özlediğim şeyi ise hayatıma bir şekilde girip acıta acıta gitmiş hayvanlar. 

şimdi boğazda köpük, havada bulut, toprakta çiçek olduklarını düşünüyorum. her an ağlamıyorum ama içten içe her an özlüyorum.  bir gün haklarında yazabilmeyi umuyorum ama henüz buna pek hazır değilim. 

altıncı soru diyor ki: hatırladığın en eski anıyı anlat. 


galiba 3-5 yaşlarındayım. evdekiler salonda televizyon seyrederken gizlice annemin çantasına daldım. kırmızı bir ruj vardı, onu aldığımı ve duvarı boyama başladığımı hatırlıyorum. sonraki karede ruj elimden alınmış kenarda ağlıyorum, annem de elinde bez duvarı siliyor. büyük ihtimalle ağzımın üstüne iki tane yapıştırmıştır, yoksa niye ağlayayım? 



yedinci soru diyor ki: bir hayvan olsan hangisi olurdun?

çok yaratıcı şeyler gelmiyor aklıma. köpek ve kedi kırması bir şey olabilirdim belki. canımı sıkan durum ve insanlara karşı lanet bir sokak kedisi iken sevdiceklerime karşı bir o kadar pofuduk köpek kıvamında olabilirim sanırım. 
internetten kötü bir photoshop örneği olarak şunu buldum. 



ve bugünün son sorusu olan sekizinci soru diyor ki: bir dahaki hayatında kim olmak isterdin?

ayhh bunu da çok düşündüm ve kesinlikle albümleri milyon satan, stadyumlar falan dolduran bir rockstar olmak istediğime karar verdim
grubumla o turne senin bu ülke benim gezeyim de gezeyim. erken yaşta ne kadar legal-illegal delilik varsa hepsini yapayım, bu arada çok sağlam paralar kazandığım için o paraların hatırı sayılır bir kısmını bağışlayıp geri kalanla da maddi kaygılar olmadan yaşayıp gideyim. bence güzel plan. 

böyle yüz soruya bir arada cevap verince işin içinden çıkamadığım için pek iyi performans gösteremedim bence ama sonunda yakaladım ucundan çelıncımı. başarılarımın devamını diliyorum.

bir de çelınca katıldığını belirten yorumlar bırakan, yeni gelen, sonradan yetişen herkesi buradan topluca öpeyim. iyi ki geldiniz, içimize kapanmaktansa dışımıza saçılmanın çok daha iyi bir fikir olduğuna emin oldum sayenizde bir kez daha.  

şu şahane gif de teşekkür hediyem olsun. 


evet, cağnım tina gibi böyle yandan yandan gittim. muck. 

19 Ocak 2017

✯ #17 çelınc / 3. soru ve "hayatımı yazsam roman olur"culuk

cağnum çelınc (evet artık sahiplendim kendisini) üçüncü gününde diyor ki: 
hayatın bir kitap/film olsaydı adı ve türü ne olurdu?

öncelikle illa bir şey olacaksa film olsun. çünkü anılarımı düşündüğümde bile kafamda hep bir şeyler  çalıyor. film olursa duyguya daha iyi gireriz bence. 

adı ne olsun diye düşünür düşünmez de aklıma ilk gelen: 

"cahildim dünyanın rengine kandım" 

gerçekten ömrüm türlü cahillikler ederek geçti. o ara türlü boka donsuz mu koşmadım, hayatımdaki insanları ite kaka kapı dışarı mı etmedim, fevri çıkışlarla gemiler mi yakmadım..

16 yaşımdayken okulu bıraktım mesela, 17 yaşımda evi terk ettim, tesadüfen bir barda çalışmaya başladım, yıllarca beyoğlu sınırları dahilinde adım atmadık bar meyhane, kafaya dikilmedik rakı, şarap bırakmadım. 

19 yaşımdayken hayatımın aşkını bulduğumu anladım, onunla olabilmek için neredeyse hayatımdaki her şeyi boşverdim. 

26 yaşımdayken öz be öz hayatımdan ikrah edip memleketten göç ettim. 

32 yaşımda o gittiğim memleketten de sıkıldım, geri döndüm. 

ve bana tüm bu delilikleri yaptıran tek şey dünyanın rengiydi bence. başka bir açıklama bulamıyorum. dünya çok renkliydi ve bir şeyler sıkıcı olmaya başladığında aklıma ilk gelen çeşitli cahillikler yapmaktı çünkü böylesi daha eğlenceliydi. 

ha pişman mıyım, değilim çünkü şu an mutluyum. dışarıdan bakıldığında işinde gücünde, gayet aklı selim bir insan gibi görünürken çok yakınlarım hariç kimsenin bilmediği saçma ve değişik ve hatta bir takım illegal deneyimlere sahip olmaktan da çok memnunum. ayrıca yanımda 19 yaşımdayken hayatımın aşkı olduğunu düşündüğüm adam var. o cahilliklerin yarısında falan yanımdaydı, şimdi yine öyle. bu da güzel oldu. 

türüne gelince, komedi ağırlıklı ama aynı zamanda aşklı meşkli psikolojik drama olabilir. (ne dediğini bildiğinden emin değildi.) 

o zaman ufak çaplı bir soundtrack yapmadan gitmeyeyim. her zamanki gibi play tuşuna basınca youtube linkine gitme teknolojisi de hediye. 

joy division - she's lost control 

beatles - yellow submarine 

salif keita- nyanyama 

yeni türkü - yağmurun elleri

victor deme - djon maya 

patti smith - because the night 

tina arena - un autre univers 


en sevdiğim şarkılar değiller. ama hayatım film olacaksa bunlarsız olmaz bence. 

ve elbette bonus track 

neşet ertaş - ahirim sensin 


öptüm.

18 Ocak 2017

✯ #17 çelınc / 2. gün

aslında bugünün cevabını dün gece yazacaktım ama bir önceki yazıda kendimi anlatırken bahsettiğim o kötü huyum yüzünden şimdiye kaldı. çocuklar iki gün sonra karne alacak ve ben hâlâ öğrenci yorumu yazıyorum, peki neden? çünkü son andacılık. 

neyse hemen ikinci günü şey edeyim. belki on ikiden sonra da yarınki soruyu şaaparım. 

sorular burada

bugünün sorusu diyor ki: kalbini kazanmanın beş yolu. 

1. iyi niyetle yapılan her şey benim kalbimi kazanır. bu her zaman şahane sonuçlar doğurmuyor elbette ama olsun. önemli olan niyet. 

2. nezaketli bir takım girişimler. ama nezaket derken yapay bir kibarlıktan bahsetmiyorum. mesela bir başkasını rahatsız etmemeye çalışmak, kimsenin alanına girmeme çabası, ona ve seçimlerine saygı duyduğunu hissettiren kimi davranışlar. ya da mesela merdivenleri silen ablayla apartmanda karşılaştığımızda "hocam ben sabahları erken geliyorum, zili çalıp rahatsız etmeyeyim, siz kapıya şaşal şişede su bırakın, ben alırım." demesi. böyle şeyler. 

3. hayvan sevgisi. ama evdeki hayvanını sevip etrafa gözünü, kulağını tıkamak değil bu söylediğim. son parasıyla sokakta bulduğu kediyi veterinere götüren bir insan nasıl kötü biri olabilir ki mesela? yok, olamaz bence. 

yalnız şöyle de bir istisnası var bu işin. burnu düşse almayacak kadar kibirli olduğu için insanlarla düzgün ve gerçek ilişki kurmayı beceremeyip de çareyi hayvansever olmakta bulan insanlar da var. onların kalbimi kazanacağını pek sanmıyorum. (ama şimdi belli de olmaz, bilemedim.) 

4. empati ve içlilik. ay bunu nasıl açıklayacağım ki şimdi? şöyle örnekler vereyim, mesela annem haberleri izleyemiyor. dünya yansa annem iki ay sonra öğrenir. eskiden çok kızardım haber izlemediği için ama sonraları anladım ben onu. çünkü annem her izlediği haberde başına kötü şeyler gelen o insanların yerine koyuyor kendini ve o insanlar adına içleniyor. birinin evi yanmış mesela, annem "yazık bu soğukta nereye gidecekler?" diye dertleniyor, yediği mandalina boğazına düğümleniyor falan. sadece empati değil bu, içli bir şekilde onun derdini dert edinmek. böyle bir insan kalbimi kazanmasın da kim kazansın?

5. acıyı bal eylemek. yani tam olarak belki bu da değil ama şöyle anlatayım. bir derdi olduğunda sanki dünya onun çevresinde dönüyormuşçasına etrafı velveleye veren insanlardan hazzetmiyorum. sürekli bir mağdur edebiyatı, bir drama queenlik falan bunlar deli gibi soğutuyor beni. ve bunun tam tersi olabilen insanlara çok saygı duyuyorum. 

mesela şu türkünün sözlerini hatırlıyor musunuz? peki hikayesini?


aşık daimi bu türküyü 12 eylül döneminde bir çatışmada ölen oğlu için eşine yazmış.

sanırım bir insan için çocuğunu kaybetmekten daha acısı yoktur. bu acıyla baş etmeye çalışırken bir de eşini teselli etmek, hem de böyle sözlerle.. 

bu hem kalbimin kapılarını o insanın ruhuna sonuna kadar açabileceğim, hem de önünde sonsuz bir saygıyla eğileceğim bir şey benim için. 

öyle işte.. 

balkabağına dönüşmeden başardım ya ikinci günün cevabını yazmayı kendimle gurur duydum şu an. gerçi buna seviniyor olmam da tam olarak nedir? evet, son andacılık. 

öptüm. 







17 Ocak 2017

✯ adını #17 çelınc koydum


şu an sizleri bir önceki yazıya gelen on yorumu okumanın ve çelıncta yalnız bırakılmamanın sevinciyle selamlıyorum. katılımcı listesinın zaten okumayı en sevdiğim blog arkadaşlarımdan oluşması şahane ama yeni tanıyacağım komşular da olacak. zaten bu mimlerin, çelıncların falan bir diğer güzel tarafı da okuyacak yeni bloglar keşfetmek. 

o zaman tutmayın, başlıyorum. 

ayhh ilk soru bu kadar zor olmamalıydı sanki ama aldık başımıza bi' dert artık yapacak bir şey yok. 

diyor ki "kendini 5 sözcük ile anlat." 

aklıma hiçbir şey gelmeyince google'dan sıfatlara baktım. dedim en azından oradan kendime bir şeyler beğenirim ama işin içinden çıkamadım. sonra gittim abimin de içinde olduğu en yakın arkadaşlarım listesine mesajlar attım. dedim ki beni bir kelime ile tanımlayın. şöyle cevaplar geldi. 

abim dedi ki: inat 

küçükken onu kızdırdığımda beni ellerimden bağlayıp annemin gardrobuna kilitlemişliği var. her saat başı gelip "özür dileyecek misin?" diye sormasına rağmen "haaaayır!" diye bağırdığım ve saatlerce direndiğim o gün çok emin olmuş tehlikeli boyutlara varan inatçılığımdan.  konuyu hatırlamıyorum ama o an haklı olduğuma çok emin olduğum için özür dilemeyi kabul etmediğimi çok net hatırlıyorum. 
o kadar saat ne yaptın dolapta derseniz onu da hatırlıyorum. önce a ile başlayan bütün şarkıcıların şarkılarını, sonra b ile başlayan, c,d,e... annem işten dönüp beni azad edene kadar bağıra bağıra şarkı söyledim. artık o da nasıl bir manyaklıkmış bi' korktum şu an. 

ceren dedi ki: rengarenk. "nasıl yani rengarenk?" deyince de bunu yazdı. 
canım benim ya, ne güzel laflar sıralamış. kurban olurum. 


sonra gürtan dedi ki: yoda

hiç aklıma gelmezdi böyle bir şey diyeceği ama birbirimizin ailesi gibi geçirdiğimiz okul yıllarımız ve sonrasında işlerin içinden çıkamadığında gelip bir şeyler danıştığı günleri hatırlayıp cedaylar cedayı olmanın gururunu hissettim bir kez daha. (cağnum gürtan sen de herhangi bir ceday değilsin benim için, gönlümün luke skywalker'ı.)

bu da pelin'den: içten 

içten ve samimiymişim. onunla da yakın arkadaşlığımız okulda insan gibi pizza yiyelim diye gittiğimiz mekanda birdenbire kendimizi ana babamıza ağız dolusu küfürler ederken bulduğumuz ve bundan hiç gocunmadığımızı hissettiğimiz an başladığı için bu cevap çok mantıklı. bir de gerçekten sevdiğimi gerçekten saçma bir şekilde seviyorum ben. 

terlediyse sırtına bez koyayım,  kızdırdıysa "yapacağın işe kafam girsin" şeklinde atar yapayım ya da işte özlediysem falan gece uykumdan uyanıp mesaj atayım, uyanırsa da uyansın yani off n'apayım tarzı bir sevgi bu. neyse ki yansıması "içten" şeklinde oluyormuş.

peki hemen ardından bir film kahramanına daha benzetilmeme ne demeli?

çünkü betül dedi ki: khalesi

çünkü onun gibi mücadeleci, din-dil-ırk ayrımı gözetmeden insancıl, hak savunucusu bir tipmişim. ayrıca onun ejderhaları gibi benim de köpeklerim oluyormuş hep. 

ay bunlar fani dünyada duyduğum en güzel sözler olabilir. 

alt alta okuyunca arkadaşlarımın cevapları ile aşırı onore oldum şu an. ne güzel şeyler düşünüyorlarmış, iyi ki sormuşum. ama bence beni tanımlayan kötü sıfatlar da var. 

mesela tembel değilim ama son andacılık (var mı şunun yerine koyabileceğim daha  düzgün bir sıfat?) ruhuma işlemiş. bu konuda pek iyi değilim, illa ki son ana kalacak o işler. daha neler yazarım kendimle ilgili ama en rahatsız olduğum şeylerin başında bu geliyor olabilir. gerisine hiç girmeyip zirvede bırakmak istiyorum. 

çelıncın zorlu başlayan ilk günü bana kendimi iyi hissetmediğimde falan gelip okuyacağım şahane bir yazı hediye etti resmen. 

it's a miracle değil de ne? 

o zaman bu da yazının şarkısı olsun ben de yayınladıktan sonra tekrar okurken disco figürleri yapayım oturduğum yerde.


hu hu huww huu! 

öptüm. 

16 Ocak 2017

➳ gelin çelınc şaapalım

bütün hafta sonum karne yorumu yazmaya çalışmak ve bunalınca kahvemi alıp bloglara kaçmakla geçti. epey şey birikmiş okuyamadığım, kimine yorumla salça oldum kimine ne yazsam bilemedim. aslında bence genel bir mutsuzluk hâli var hepimizin üzerinde. mutsuzum yazıldığı için değil, o hissi sosyal medya şeylerinden sadece burada gerçek anlamda hissedebildiğimi bildiğim için. 

aralarda pinterest'te de gezeyim dedim. gezerken ecnebi bloggerların challenge sorularına denk geldim. kıskandım gittim aradım falan kendime onların karmaşık listelerinden yeni bir liste yaptım. buyrun nur topu gibi çelıncımız.



bu kez 30 günlük değil çünkü 17 soruyu anca buluşturup denk getirebildim, ayrıca 30 gün için nedense kendime güvenemedim ve bir de 17 benim en sevdiğim sayı. ha bir de 2017 falan falan.. (burada, lafı uzattığım için kendime göz deviriyorum aslında)

sorular çok şahane değil ama biz de manyak gibi ne kadar düzgün çelınc varsa hepsini yapmışız önceden, tırt mırt idare edeceğiz artık. amaç buralarda olmak. 

iki gün sonra yani ayın on yedisinde başlayalım diyorum. iyice içimize kapandık azıcık da saçılalım artık bence. birbirimize ihtiyacımız var. en azından benim size var. 

kimler burada?

14 Ocak 2017

➳ neşeli bir başlangıç için kedili açılış


merhaba dostlarım, kardeşlerim merhaba! 

bir aydır türlü kış illetiyle boğuşurken geçen haftaki üç günlük kar tatili ilaç gibi geldi. sonuncu gün bi' cesaret attım kendimi sokağa lee ve sifu'ya yamanıp. bayırdan poşetle bile kaydım bir miktar. yani yaklaşık 1 metre falan ama olsun. 

kapının önünde çocuk parkı var, mahallenin bebeleri kardan adam yapmışlar. salak sifu gitti kardan adamın burnunu yedi. gören de evde aç bırakıyoruz sanır. o ara şu alttakini çekmeyi akıl ettim. sifu'nun kardaki ilk videosu. 


video


geçen gün çocuklara biraz ünlü resimleri, ressamlarını falan anlatmak istedim. listede leonardo, van gogh ve frida vardı. resimlerden yıldızlı gece'yi çok beğendiler ama en çok frida'nın hikayesinden etkilendiler. sonra röprodüksiyonun ne demek olduğunu anlatıp internetten bulduğum boyama sayfalarını dağıttım. on beş dakika sonra falan oğlanlardan bi' tanesi "öğretmenim doğru yazmış mıyım? diyerek yanıma geldi. 


dünyayı çocuklar yönetse keşke. 

hâlâ bu hayalime ikna olmadıysanız bir de şunu dinleyin. 

birkaç hafta önce cücelerle beslenme saatindeyiz. bir tanesi elinde tertemiz peçetelere sarılmış bir şeyi getirip "öğretmenim annem size de börek yolladı" diye masama bıraktı. anneler bir şey yollayınca aman yanlış anlamasınlar deyip alıyorum. teşekkür edip yemeye başladım. sonra başka bir tanesi mandalina getirdi aynı şekilde. diğerini aldım bunu almazsam olmaz diye düşünüp onu da yedim. ikinci sırada oturan A. artık ne kurduysa kafasında, yavrum eline bir tane zeytin alıp gelmiş. 

"öğretmenim annem bunu size yolladı."

gözlerim doldu yahu böyle bir şeyler oldu o an bana. iyiliğine, sevgisine, sevdiğine bir şey yapma çabasına kurban olduğum..  işte bu yüzden dünyayı çocuklar yönetse keşke. 

ikinci dönem onlarla devam edecek miyim bilmiyorum. yerime kadrolu biri atanırsa ayrılmak zorundayım. sadece onlardan değil annelerinden ayrılmak da zor olacak. çıkışta okul kapısında yanıma koşup "hocam kurban olayım ört önünü dışarısı buz gibi" diye şalımı bağlayan annelerden ya da hayatı boyunca başına ne gelirse belki sineye çekmiş ama çocuğunun öğretmeni gitmesin diye birilerini çekiştirip milli eğitime dilekçe yazdıran annelerden bahsediyorum. sadece çocuklar ve anneleri de değil. şimdiye kadar duyduğum, gördüğüm, birlikte çalıştığım en şahane yöneticiyle ayrılacak olmak da canımı sıkıyor. okul müdürü her anlamda şahane bir kadın. hayatım boyunca hiç bu kadar sevdiğim bir yerde çalışmamıştım. neyse çok da şaapmayayım şimdi üzülüyorum çünkü biraz.  hooop değiş konu.

yapmam gereken çok şey var. evi bir bayram, bir baharmışçasına temizlemem gerek. aynısı bilgisayarda her şeyi her yere depiştirdiğim klasör ve dosyalar için de gerekli. anneme gitmem lazım, bursa'ya maykama gitmem lazım. ne zamandır söz verip de habire ekmek zorunda kaldığım arkadaşlarımla buluşmam ve bir süredir okuyamadığım blogları bi' talan etmem lazım. kpss için tekrar çalışmaya başlamam ve bir de artık şu hastalıkları tamamen atlatmanın bir yolunu bulmam lazım. neyse ki hepsi ve daha fazlası için bir hafta sonra epey vaktim olacak. 

yine amma yazmışım. 

memlekette ilgili umut ve düşüncelerimi tek karede özetleyen şu şahane işi de bırakıp kaçayım. 




öptüm. 

24 Ekim 2016

➳ aslında evde olmamam lazımdı şu an

ama kafam yerinden kalkınca kalktığı yerde kalıyor çünkü hastayım ve izin aldım. ilaçla bir hafta ilaçsız yedi gün cinsinden ve tamamen çocuklardan bulaşan bir grip ile dövüşüyorum günlerdir.  umarım yarına çok iyi hissederim kendimi. 

tylol hot'ı iyileşmekten çok, kafası güzel diye içtiğimi fark edip resmen bana yasak eden sevgili kocam lee işe gitti, biraz uzanayım dedim uykum gelmedi. kendimi iyi hissetsem kaç ay önce bir yerlere verilmek üzere ayırdığım koca bir tv kutusu eşyayı evden postalamaya çalışacaktım ama hâlim yok. biri gelsin alsın şunları artık ne olur. fazla eşyadan  o kadar rahatsızım ki. 

bunu daha önce yazmıştım buralara ama fazla gelen bir şeylerden daha sıkılıyordum onu yazmadım: lanet olası bildirimler.

telefonuma gelen bildirimlerin enerjimi saçma yerlere çektiğini fark edip aydınlandım kısa bir süre önce. sosyal medya ıvır zıvırları.. 

önce telefondan instagram'ı kaldırdım. haftada bir falan bilgisayardan giriyorum artık instagram'a ve onda da kaydır kaydır hepsine bak şeysine mecalim yok. çok özlediğim arkadaşlarıma bakıyorum ne alemdeler diye, sonra hemen kaçıyorum. sonra facebook'u kaldırmayı denedim ama messenger kalsın istiyordum çünkü oradan mesajlaşma şeysi işime yarıyor. lâkin facebook uygulaması olmadan messenger çalışmıyormuş. ben de facebook'tan telefonuma gelen bütün bildirimleri kapadım. zaten akşamdan akşama bi kere mutlaka bilgisayardan bir giriyorum. gün içinde bildirimlere bakmayınca kıyamet falan kopmuyormuş. bunu yaptığım için de kendimle gurur duydum.

twitter'ı da çok saçma bir memlekette yaşadığımız için kaldıramıyorum çünkü bir yerlerde patlama falan olursa bunu tek öğrenebileceğimiz yol galiba twitter oluyor bazı zamanlar. ama o da kendini bir şey sanmasın, onun da bütün bildirimlerini kapadım. 

telefonda gmail ve outlook da vardı ama onları da susturdum çünkü genel olarak mail yoluyla iletişim kuran bir insan değilim. akşamdan akşama bilgisayardan maillere bakmak yetiyor. no bildirim! 

şu an bildirim sesini sadece fb messenger ve whatsapp'tan bir şey gelirse duyuyorum ve bu sessizlik epey iyi geldi bana. zaten öyle telefonla konuşmayı çok seven ve habire aranan biri değilim. annem ve çocukların velileri olmasa telefonum çalmayı unutacak. 

aklıma başka bir şey gelmedi ben de bunları yazayım dedim, belki esinlenen olur da iki hayrım dokunur. 

alttaki de yaklaşık yarım saat kadar önce ben ve sifu. evde kalıp bol bol yan gel yat osmanlık yapabildiğimiz için mutlu. ay ben de mutluyum. 


ayıcığım arap olduğu için fotoğraflarda mimikleri nadiren çıkıyor, bin tane filtre şey edişim ondan, yoksa elbette naturel bir güzelliği var. 

öpmiyim canım nezleyim. 






6 Ekim 2016

웃유 imo:7/8/9/10 geç olsun güç olmasın

önce şu fotoğrafı koyayım. 


burası şimdi oturduğumuz mahalle. fotoğraf 50 yıl öncesinden. şu an böyle evler yok, çakma müteahhit elinden çıkma krom balkon demirleri ve afilli sokak kapısında "biraderler inşaat" falan yazan binalar var. bizim binanın kapısında da "bir şey inşaat" yazıyor ama bir seneyi aşkındır burada oturmamıza rağmen yemin ediyorum hatırlamıyorum. bakmamaya, görmemeye çalışıyorum. zaten adı olmadığı için bina diyorum, gerçek bir adı olsa bina değil apartman derdim. ahşap evlerin verdiği duygudan haberim yok da eskiden her apartmanın ismi olurdu, o isimler o apartmanda yaşayanlara dair bir şeyleri ele verirdi. zemini gıcırdamalı ahşap evler için artık çok geç ama en azından yine adı olan apartmanlarla dolu sokaklar falan olsun istiyorum. öyle işte. 

çelınc bitmeden yetişmeyi başardığım içinse kendimle ne kadar gurur duysam az bence.

yedinci soruya aklıma ilk gelen ekstrem spor şeyleri ama bence ben onları korktuğum için değil de olaya "ne gerek var ki şimdi, çok saçma" şeklinde yaklaştığım için denemiyorum. aklı başında bir insanın arama kurtarma gönüllüsü falan olma niyeti yoksa neden dağcılık gibi hevesleri olduğunu hiç anlamıyorum mesela. ya da bungee jumping nedir gerçekten? insan nasıl bir motivasyonla "böyle ayaklarımdan bağlayıversinler de köprüden aşırtsınlar beni, sonra işte bir miktar ters durayım öyle ne hoş!" der hiç aklım almıyor. hatta o ekstrem sporların sohbeti bile o kadar ilgimi çekmiyor ki bunları yapan biriyle konusu açıldığında "oo yeah çok iyi, süper" gibi cümleler kuruyorum hemen. çünkü neden bilmiyorum ama bunların istisnasız bir de böyle bi' huyları var. illa ki seni ikna edecek yaptığı şeyin aşırı zevkli, aşırı heyecanlı, süper, muhteşem ötesi olduğuna. aynen kardeşim aynen, adrenalin waow süper evet. 

sanırım korkmasam dünyada ne kadar kafa yapıcı madde varsa hepsini denemek isterdim. kafası nasıl diye merak ettiğim çok şey var. ama denemiyorum çünkü korkuyorum. tamamının yasa dışı olmasından, durduk yere başımın belaya girmesinden ve bir kısmının insanda kalıcı acayiplikler bırakabilmesi ihtimalinden korkuyorum. var çünkü öyle hikayeler de. bu hikayelerin bir kısmında kafası şimdi geldi derken kafa gidiyor ve bir daha gelmiyor. o kafa bana lazım gitmesin bi' yere. korkup da deneyemediklerim yerine şöyle şeyler dinliyorum. 

"hello? is there anybody in there?"
   bak gitmiş kafa


geldim alnımın akıyla sekizinci soruya. bu hafta başıma gelen en iyi şey A. isimli ve de gelişim geriliği ve hiperaktivite tanısı konmuş olan öğrencimin 2 haftanın sonunda sınıfa annesiz gelebilmesi ve o günden beri de sınıfta gayet annesiz oturabilmesi oldu. anneli gelmesine ses çıkarmıyor ama zamanla sınıfta ondan bağımsız olmasını istiyordum. önce günlerce en arkada aynı sırada oturdular. sonra tamam dedim annenle otur ama derste annene bakma, onunla konuşma. bir kaç gün de böyle geçti. sonra dedim ki gel onun bir önündeki sıraya otur. onu da zor da olsa başardık ama ara sıra annesinin yanına gitmek istiyordu. defalarca anlattım "bak burada bir sürü çocuk var ve sınıfta annelerine ihtiyaç duymuyorlar, sen de yapabilirsin" anladı ve uydu da bu kurala elinden geldiğince. tabi o arada bir sürü şey vadettim ve istediklerimi yerine getirdikçe sözümü tuttum. ama sonra geçen perşembe bir inatlaşma durumu oldu aramızda. hayır gitme annenin yanına dedikçe inadına gitti. tamam dedim o zaman hadi şimdi eve git, yarın da buraya yalnız gelmeyeceksen anasınıfına git, orada annenle oturabilirsin. 1. sınıf çocukları sınıfta annesiz oturur vız vız şeklinde sert yaptım. çok bozuldu çünkü o iki haftalık sürede çok sevdi beni, çok güvendi. gitti annesinin olmadığı ön sıraya oturdu. hayır dedim ben seni hiç kandırmadım ama sen her seferinde beni tamam deyip yine kandırmaya çalışıyorsun. üzüldüğünü görünce içim kan ağladı tabi ama bozmadım taktım çantasını sırtına hadi dedim anasınıfına git. annesi de beni destekleyen sözler söyleyerek zorla da olsa çıkardı sınıftan A.yı ve gittiler. 

ertesi gün okulun kapısından içeri yalnız girdiğini görünce dünyalar benim oldu. o da beni güler yüzle görünce koşarak üstüme atladı. sarıldık elele tutuştuk girdik sınıfa. 

(benim gözümden temsili A.)
o günden beri de annesiz çok iyi gidiyoruz. elbette başka sorunlarımız var (hâlâ cümle kurmuyor mesela) ama olsun bu çok büyük bir adımdı ve helal olsun attı valla o koca adımı. 

dokuzuncu soruya cevabım da tam olarak şu oluyor. 



bundan 15 sene önce, cool kocam lee ile karşılaştığımız yer bir bardı. ben barmaidlik yapıyordum onlar da bir grup müzisyen olarak soundcheck için gelmişlerdi ama o kadar işim başımdan aşkındı ki dönüp bakmadım o tarafa. arkam dönükken sesini duydum ve "kim lan bu? sesi ne güzel!" dedim içimden. bu arada belirteyim sesi güzel dedim şarkıcı falan değil, ortada şiirsel bir konuşma durumu da katiyen yok. gayet "kabloyu uzat, abi tamam basları biraz aç, tizleri kıs!" falan bu tarz konuşmalar dönüyor. sonra arkamı döndüm 4-5 tane adam var sahnede ve o anda hiçbiri konuşmuyor. yine de emindim sesin sahibinin kim olduğundan ve 15 yılın sonunda hala konuşurken onu dinlemeyi çok seviyorum. 

o arada soundcheck bittikten sonra bara gelip tam karşımdaki sandalyeye oturdu tanıştık. telefon numaramı koparmayı başardı. ertesi hafta sevgiliydik. ama ben o daha o sandalyeye oturmadan biliyordum öyle olacağını.

şarkı ise aynı günün gecesinde sahnede davulunu sökerken mırıldandığı şarkı. nerede duysam aklıma o an gelir. 

onuncu soruyu da yine kocama bağlayıp gideyim. olaylarla nasıl baş edeceğini bilmesini çok takdir ederken her şeye on bin tarafından bakmasından da çok ilham alıyorum. meraklıdır, herhangi bir şey hakkında "bunu niye öğreneyim ki, ne işime yarayacak demez?" azıcık ucundan dikkatini çeken herhangi bir şeyin bile ıcığına cıcığına kadar araştırır. bir de işiyle ilgili çok çalışkandır. hastalıktan bayılmadığı sürece gidemem, yapamam falan demez ve en enerjik günündeki gibi performans çıkarmak için de elinden gelenin fazlasını koyar ortaya. ben hiç öyle her durumda vazifeye hazır biri değildim ama gizlice ilham alıyorum bence ondan çünkü artık biraz daha öyle birisiyim. 

ama küsüz şu an. neyse ki kindar olmayışını da takdir ediyorum. 

aha bitirdim çelıncı. 




1 Ekim 2016

웃유 imo:4/5/6 ve bir takım eyyorlamalar

çelıncın sorularına gün gün değil de toplu cevaplarla yamanma çabam devam ediyor. sorular şöyle.

hızımı aldım dördüncüden devam ediyorum. 

beni ifade ettiğini düşündüğüm bir ay bulamadım. zaten sorunun neyi kastettiğini de hiç anlamadım. sevdiğim ayı yazayım dedim onda da şiştim. istikrarlı bir ay sevici değilmişim belli ki. iki senedir favorim eylül olsa da her sene değişiyor. ama mart ayını sevmiyorum, epeydir uğurlu gelmiyor bana. 

'bana ilham veren şarkı sözü' sorusunun cevabıyla devam edeyim. ergenken, artık ilham mı gaz mı bilmiyorum da şunun nakaratı epey bir itekliyordu beni bir şeylere. 


"stand and fight feel by your heart
 always one more try, i'm not afraid to die" 


gerçek bi' ergenmişim.

şu yaşımın ilham veren şarkı sözü içinse çok düşündüm. otuzu devirmiş ve memleket nâmına iyi bir şey olmasına dair umutlarımı neredeyse tamamen kaybetmişken ilham verecek şeyler gözümün önünden perendeler atarak geçse de görmeyebilirim. ama işimi yaparken durum değişiyor. 
çocukların umutlarını kaybetmemeleri için elimden geleni yapmaya çalışıyorum. 

bugün teneffüste düştüğünde hiç düşünmeden seni kaldıran o en yakın arkadaşın var ya belki yarın senden bambaşka bir hayatı tercih edecek ve senin ona "sen neden benim gibi yaşamıyorsun?" diye hay huy etmeye hakkın yok ve olmayacak diyorum. hayatta iyi arkadaşlara, seni koşulsuz koruyup kollayacak insanlara ihtiyacın var ve buna sahip olmanın tek yolu birbirimizin özgürlüğüne saygı duymak gibi şeyler söylüyorum onlara. 


şu üstteki şarkı aklımda döndükçe çok ilham alıyorum tamamından. bir de okulla defterle falan başlayan sözlerini kafamda daha da bitiştiriyorum çocuklara anlatmak istediklerime. bugün öğrettiğim harflerin bir gün kralların tacına "özgürlük" yazmak için kullanıldığını hayal ediyorum. 

"okulda defterime, sırama, ağaçlara yazarım adını 
 okunmuş yapraklara, bembeyaz sayfalara yazarım adını
 yaldızlı imgelere, toplara tüfeklere, kralların tacına
 en güzel gecelere, günün ak ekmeğine yazarım adını.

 tarlalara ve ufka, kuşların kanadına, gölgede değirmene yazarım.
 uyanmış patikaya, serilip giden yola, hınca hınç meydanlara adını
 ey özgürlük!"

videoda görüntü pek iyi değilse de ses iyi. bu kaydın üzerinden bi' on sene geçmiştir. gördüğümde ekranın içine girip deniz'in tontik yanaklarını koca koca öpesim gelmişti. deniz şimdi yirmilerinde olsa gerek, onu öpme çabalarıma pek sıcak bakmayabilir, fırsatı kaçırmış olabilirim. neyse ki öpülmeye hazır 30 tane bal yanaklı daha var elimin altında. 

evet geldim 6. soruya.
dünyada değiştirmek istediğim ilk şey yukarıda bahsettiğim şey aslında. aynısının bir değişiğini alttaki güzel kardeşim 24. saniyeden sonra özetlemiş. 



"herkesin hayatına kimse karışamaz!" 

komşum oruç tutuyorsa adiliğine balkonda yiyip içmem ben, canı çeker diye üzülür, gündüz vakti kokmayacak yemekler pişirmeye çalışırım. ama iki gün sonra poşetteki biralarım şangırdadı diye "cık cık ramazan ramazan" şeklinde 'mırıldanıyorsa' o günden sonra ağzından çıkan hiçbir şeyi de ciddiye almam. yok çünkü öyle bir dünya. varsa da "amma lakin ki öyle değildir!"

diğer dört şıkkı da hepimizin aklına ilk gelenler olarak cevaplayayım. hep düşündüğümüz şeyler. bombalar patlamasın, çocuklar üşümesin, insanlar 'yarın ne yiyeceğiz?' diye düşünmesin, kralların tacına 'özgürlük' yazmak isteyen çocuklar yetişsin.. böyle şeyler.. 

eyyorlamam bu kadar, haydi hayırlı işler. 
öptüm. 

28 Eylül 2016

웃유 imo:2 / 3 hayallerim var benden büyük

imeceli meydan okuma dünkü soruda diyor ki "hayalindeki meslek nedir?"

ilkokul öğretmenliği beni çok mutlu ediyor ama bu yeter demiyorum elbette. bir gün kendi okulumu açma hayalleri kuruyorum bazen. özellikle durumsuz ailelelerin durumsuz bebelerini bulup kapan kocaman bir okul.. yatılı bölümü de olan, ailesini kaybetmiş çocukların (yatılı kalabilme imkanı sunmaktan çok) 'okul benim evim' diyebilecekleri bir okulum olsa mesela ne güzel olurdu diyorum. 

her branştan çok iyi öğretmenler tanıyorum. mesela bir tanesi abim, bir diğer kısmı öğretmenliği aynı kolçaklı sıralarda öğrendiğim ve hayatımın sonuna dek beni bırakmasınlar diye duacı olduğum cağnım kız ve erkekler, bir o kadarı aynı yerde çalıştığım ve 'lan çocuğum olsa resim öğretmeni hazır ne güzel" diye düşünürken ders aralarında birlikte sigara tüttürmeye kaçtıklarım falan. cool kocam lee'ye de zaten müzik bölümünü kitliyorum direkt. ohh daha ne olsun. hazır işte muhteşem eğitim kadrosu. yeahhh..

sadece öğretmenler de değil, bir arkadaşım var mesela, çok iyi bir aşçı bu çocuk. üst düzey yerlerde çalışıyor şimdi, ismini söylemesi bile mesele olan restoranlar falan. ama biliyorum ki o okulu açtığım gün gelir çocukların yemek işini o çözer. sadece yedirmekle de kalmaz öğretir çocuklara yemek nedir, insan kendi karnının derdini başkasına yüklemeden nasıl çözer falan..

sonra bana hayatın büyük kıyağı olduğuna emin olduğum kuaför bir kuzenim var. sayesinde kuaför fobimi toprağa gömdüm. gidip oturuyorum o koltuğa ve "ne yapayım ablam?" dediğinde 'sen bilirsin zaten işte yap bir şeyler kafana göre diyorum ve bir anda düşündüğümden daha da güzel bir saçla ayrılıyorum dükkanından. o da mesela gelir beleşe keser o çocukların saçını. yapamam demez, meşgulüm demez ve hatta az biraz büyüsünler öğretir de ne biliyorsa. çünkü ele güne muhtaç olmamak ne güzel ve en çok bunu öğrensinler isterim.

mesela hayalimdeki sınıf ortamı
bir de okulda bir sürü hayvan ve mümkünse bostan falan olsun istiyorum. kimi çocuk üçle beşi toplamayı hepsinden geç öğrenir ama kimselere yaklaşmayan mini minnak kedilere de o çocuk bilir nasıl yaklaşılacağını. çünkü kedi kollamayı bilen bir nesil istiyoruz! 

işte yani böyle bir hayalim var. tamamen öğretmenlikten bağımsız bir şey demem gerekiyorsa da ayy yemin ederim rock star olmayı çok isterdim. ama böyle hem beyonce gibi dans edebileyim hem de bir şeyler çalabileyim o arada ve rnb divası falan diye değil çok rica ediyorum rock star olarak anılayım. legend yani legend böyle. ama yaşayanından tabi. rabbim sıralı ömür versin. 

bugünün sorusu ise "öğrenmek istediğin yetenek?"
buna ne kadar sayıp döksem de biliyorum ki ayy keşke şunu da yazsaydım diyeceğim aklıma geldikçe. ama mesela işaret dili öğrenmeyi çok istiyorum. origamiye de ilgim var onu da keşke bir ara kırsam dizimi de öğrensem. sonra ıslık çalabilmeyi çok isterdim. özellikle o bir anda çok ses çıkaran var ya, hani dolmuşa falan çalınan, onu yapabilsem hayatım çok kolaylaşırdı. bateri çalabilmeyi çok isterdim ki memleketin görüp görebileceği en iyi davulculardan biriyle evliyim ama o etütlere falan yeminlen mecalim yok. (bu da benim ayıbım bence) 

aslında sık sık hayat keşke matrix'teki gibi olsa diye içimden geçiriyorum zaten ben. böyle usb ile falan bağlasınlar bana makineyi, yükle evladım diyeyim hoop bir anda buz patencisi oluvermişim hop marangoz hop  veteriner.. 

umarım gençliğimiz solmadan şu olay icat edilir. 

işaret dili dedim bu da yazının şarkısı olsun. 










Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...