30 Nisan 2015

☮ evden, benden, bizden ♪

meğer günlerdir sadece fmo sorusu cevaplıyormuşum, meğer onun harici cağnım bloguma hiçbir şeycikler yazmaz olmuşum. ayrıca bunu hatırlatıp beni "napıyon be ya? onu yaz!" diye darlayan arkadaşlarımı da çok seviyormuşum. 

aslında son günlerim (aylarım) (yok. yıl olacak yıl!) genellikle yoğun bir tembellikle geçiyor. yılllardır sahip olamadığım "istediğim saatte uyanma lüksü"nün dibine vurmuş durumdayım. insan daha ne ister? tabi o arada değişik atraksiyonlar da oluyor. mesela pazar günü crr'de jan garbarek konseri vardı. 

jan garbarek yıllar önce lee sayesinde tanıyıp, öğrendiğim biri. konser için geleceği haberini alınca pek bi sevindik. lee sponsprluğunda attık kendimizi yollara, neşeli neşeli konsere gittik. iyi ki de gitmişiz. cemal reşit rey'de herhangi bir şey dinlemek gerçekten anbilivibıl. salon, ses sistemi falan çok acayip. bir de böyle çok aşırı usta müzisyenler olunca kulaklarımız bayram etti. 

şarkılarını bilip eşlik ettiğim konserlerden değildi bu tabi. adamlar cazcı, neye eşlik ediyon? hatta bi ara onların duygusuna yetişemeyeceğim kadar "değişik" çaldıkları için biraz bozuldum bile kendilerine ama olsun. ecel gibi uzattıkları sololardan hafif içim şişmeye başlamışken, yan koltuğumda oturan ablanın uyuduğunu fark ettim. sonra salon alkışlamaya başlayınca, abla ışık hızında uyanıp "bravooo bravo " diye ellerini çırparak uyandı. çok güldüm. 

lee, benim duygusuna giremediğim o dakikalara dair yorumumu "hayatım onlar caz standartları, anlamaman doğal" şeklinde değerlendirdi. burda tam olarak bana "sen kim köpeksin ki" mi dedi ondan emin değilim ama öyle bir şey yaptıysa da allahından bulsun. ama her bi' şeye kafası çalışan bir müzisyen olarak lee'nin uzuuuun solo performanslara "adam gelmiş önümde masturbasyon yapıyor resmen, anladık çok iyi çalıyon" şeklinde yaklaşımını seviyor ve destekliyorum. ki bu sefer demedi. tam öldük ölüyoz derken hoppa diye toparlayıverdiler. sonuçta yaklaşık iki saat boyunca güzel müzik dinledik, her ses zerreciğini duyduk. sadece bunun için bile değerdi. insanın kendini böyle canlı performanslarla ödüllendirmesi lazım. tanrının o koca kulaklarımızı, sadece youtube'dan boğuk boğuk şarkılar dinleyelim diye yaratmadığından eminim. 

diğer yaptığım şeylere gelince, üstteki fotoya misafir olan tatlış sukulent bitkisini evimizin ayısı sifu'nun doğum gününde aldık, adını da sifulent koyduk. yerini sevince kendine güveni geldi yavrucağın. bir kaç ay içinde vahşi oranda coşmasını bekliyorum. yanda diğerleri de var. hepsini böyle toplu halde görmek beni çok mutlu ediyor. fotoğraftaki pırıltı efektlerini de onları benim gözümden görmeniz için ekledim. 

balkon için de sardunyalar aldık ama o kadar ters bi yerdeler ki fotoğraflarını çekmem pek mümkün değil. 

en arkadaki koca yapraklı olan yuka bitkisiymiş. koçtaş'ta banyo için paspas ararken buldum onu. birisi belli ki almaya niyetlenmiş ama sonra ne düşündüyse vazgeçip kilim reyonunun orda saçma bi' yere bırakıvermiş. eşinden, dostundan uzakta öyle çaresiz duruyordu ki kendisine "ağlama evlat, artık benimlesin" diye sahip çıktım. şu anda daha mutlu olduğunu umuyorum. 

öndeki beyaz çiçekliyi deli bi adamdan kavga ede ede aldık. "salonda masanın üzerinde duracak, çok güneş istemeyen ve çiçekli bir bitki var mı?" dedim. kafası gidik abi "al bu var" diye elime tutuşturdu. onun da adı kalanşo imiş. her şeyi bilen abim söyledi. o da halinden memnun görünüyor. eve getirdiğimizde çiçekleri yoktu, haftasına patır patır açıldılar. aylav çiçek. 

en öndeki de fesleğen. içlerinde şimdilik bi numarasını görmediğim bi' bu. ama o da sağlıklı gibi. sanırım daha çok güneşe ihtiyacı var. tanıdıkça birbirimize alışacağız diye umuyorum.

neyse bu kadar yazı yeter. daha yemek yapmam lazım benim. adam eve aç gelecek. kahretsin ki arayıp "akşama ne pişiriyon?" diye akıl danışacağım kimse de yok. hepiniz goygoydasınız biliyorum. daha bugün aşırı punk bi doğum gününe davet aldım ama gidemiyorum mâlesef. evde temiz bulaşık kalmamış nere gideyim? allah herkese derdin böylesini versin. amin.

yazının şarkısı jan garbarek'ten olsun. başka bir şarkı koyacaktım ama yarın 1 mayıs. bunun daha uygun olduğunu düşündüm. 


burada tabi söz yok ama hasta siempre'nin çevirisine bakayım dedim. alttaki gibi şeyler çıktı. tam da bahar dalları falan diye giderken militarist kokular gelmese şarkıdan daha bi güzel olurmuş ama o da zamanın ruhu. ne yapaydım eksik mi yazaydım? sansürcü mü olaydım? 

rüzgarı yakarak gelirsin
bahar güneşleriyle
gülüşünün ışığıyla
bayrağı dikmek için

devrimci aşk
seni yeni bir davaya götürüyor
orada kurtarıcı elinin
gücünü bekliyorlar

mücadeleye devam edeceğiz
sen yanımızdayken olduğu gibi
ve fidel'le sana diyoruz ki
sonsuza kadar komutan

hadi öptüm. muck.


2 yorum :

  1. Yaşasın marketlerde kaybolmuş, boynu bükük çiçekleri alıp eve getiren kızlar! :)
    Yuka ve kalanço bizde de var, yuka ağaç olma yolunda ilerliyor, insan boyuna geldi. Kalanço da bir acayip oldu, galiba çok suladım, çiçek açacağına dallanıp budaklandı. Hava ısınınca dışarı çıkardım kalançoyu.
    Fesleğeni mutfak camının filan önüne koymayı denesene bir, güneş değil de bol ışık alınca seviniyor galiba.
    Akşam yemeği meselesi beni de darlıyor zaman zaman, bence fikir alışverişi yapabiliriz bu konuda :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. bu sabah uyuyorum, salondan takır tukur sesler. allaaam bu ayı yine neyi parçalıyor diye fırladım yataktan. almış benim cağnım yukacığımı, saksısından çıkarmış, bir iki dalını da kemirmiş bi güzel, dış saksıyla oynuyor. yetişmesem un ufak edecekmiş hepsini. popoya şaplağı yedi tabi bi' güzel. o ayı cüsseyi saklayabilirmiş gibi poposunu içe çeke çeke kaçmaya başlayınca kıyamadım tabi. olan zavallı yukacığa oldu. yaşıyor ama yaralandı. toparlar umarım.

      mutfağımız salona bakıyor camı yok ama salonun camı büyük, masa var önünde de, oraya koyuyorum genelde fesleğeni. eskiden çiçek bakmak bana çok yaşlı işi gelirdi. şimdi çok seviyorum. yaşlandım sanırım o ara arkında olmadan. hanimiş benim kızımın çiçekleri diye konuşmaya da başlarım yakında. yanlarında oturur örgümü örerim. aslında yaşlanmak da fena değilmiş. hâla çok emin değilim bu işten.

      peki bu akşam ne yemek yapacağız ferminam dazamm? :( ayyhh kıran girsin şu yemek bulma işine!)

      Sil

Yorum

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...