24 Nisan 2015

➳ fmo:5 ve bir takım anılar şimdi gözümde canlandılar

➳ öncesi ve sonrası burada


5. en sevdiğim drama filmi: duvara karşı / gegen die wand
drama filmi deyince benim anladığım derinliği olan karakterler ve akıp giden hem etkileyici hem de gerçekçi bir öykü. ondan sanırım ilk aklıma gelen duvara karşı oldu. ismini de öyle çok seviyorum ki. nasıl yakışıyor bu filme. i feeeeeeeeeeell you.. 



eskiler bilir ama bilmeyenler için yazayım.öğretmen olmadan önce bar kızı bir insandım ben. ekmeğimi taştan, sarhoşlardan, mayhoşlardan ve yarın yokmuşcasına tüketilen biralardan falan kazanırdım. 

bir gece çok hastaydım ve mesaideydim. iş arkadaşlarım sağ olsunlar, benim yerime  de çalışıp, köşede dinlenmem için ellerinden geleni yapıyorlardı. bense barın kenarında bi yerde, regl sancımdan dolayı dayanamayıp taksim ilkyardım'a koşsam, acaba doktorlar bana "yeaa gerizekalı mısın kızım?" der mi diye düşünüyordum. böyle küçük hesaplar yaparken  bir yandan da ağrıyan karnıma karnıma bastırıyordum elimle çaktırmadan.

Dennis Hopper / Nighthawks
sonra bir sürü insan girdi içeri, dönüp bakmaya mecalim yok. bi' yarım saat falan geçti. adamın biri geldi yanıma oturdu. "sen iyi misin?" dedi. "hayır, hastayım ama önemli bir şey değil, geçer" dedim. "neyin var?" dedi. 'regl oldum' demeye utandım. "yeaa öyle karnım ağrıyo" falan dedim. "çocukların karnı ağrır, kadınların karnı ağrımaz, kadınlar regl olur" deyip güldü. bar yıllarımın bana verdiği muazzam önsezi ile adamın bana asılmadığına emin olunca ben de güldüm. sonra sohbet etmeye başladık. "adın ne?" dedi. söyledim. "benimki de fatih" dedi. "senin türkçen niye bozuk?" dedim. "ben almanya'dan geldim, hasan'ın arkadaşıyım ben" dedi. 

bir iki saat orada sohbet ettik. ben kalkmadım yerimden o da gitmedi. sonra bar kapanırken kalktı, hasanların yanına gitti. onlar kalkarken artık ben de ayaklanacak kadar iyi hissediyordum. kapıda tekrar karşılaştık. çantasından bi cd çıkardı. ama üzerinde yazı mazı, hiçbir şey yok. "bu ne?" dedim. "bi' film var içinde, izle. ben yarın yine gelicem." dedi sarıldı falan öptü, gitti. içimden "elin manyağı bana imalı imalı, konulu monulu filmler vermemiştir inşallah" dedim. attım cd'yi çantama, eve gittim. 

tabi bu arada sabah olmuştu neredeyse. salondaki kanepeye kıvrılıp uyuyayım dedim. o ara uykum kaçtı, reglin bana verdiği yetkiye dayanarak buzdolabında ne kadar  bisküvi, çikolata varsa gittim aldım. niyetim tıkınıp, kitap okumaktı. böylece sonunda uykum gelecek ve uyuyabilecektim. sonra aklıma cd geldi. korka korka gittim taktım makineye. film başladı. "gegen die wand" haa dedim,  o aralar yeni altın ayı almıştı film, çok popülerdi. aslında ben de çok izlemek istiyordum falan diye düşündüm. film bi' başladı, allaım allaım! tekme tokat dövdü beni resmen. çok etkilendim. dedikleri kadar varmış diye düşünürken bitiş jeneriği.. OHA! 

benim gibi kıt kafalı arkadaşlar için açıklıyorum. meğer bana cd'yi veren fatih, filmin yönetmeni olan fatih akın'mış. gerizekalı gibi tanımamışım adamı. ismi görünce dank etti. o da belli ki fark etti bunu. ondan öyle rahattı demek konuşurken. heğğğ değişik.. 

ertesi gün de dediği gibi çıktı geldi sonra hatta gitmek bilmedi. meğer o ara istanbul'da belgesel çekiyormuş falan. gerisinin önemi yok. bu küçük hikayenin ardından yine filme odaklanabiliriz. şimdiye kadar bir filmde görüp de en içimin gittiği karakterlerden biri sibel. cahit'in de çok hayranıyım. ama sibel bi başka. başına neler neler geliyor. çoğu da kendi yüzünden. ama sibel, hep deli sibel. bir deliliğini bir de çığlıklarını sevdim film boyunca. bir de cahit'in tuhaf aşkını. ah be cahit.. ne yaptın be cahit.. 


her bir sahnesini ayrı seviyorum. acıklısını ayrı, aşklısını meşklisini ayrı, ekşınlısını ayrı. her yeri depik atan cinsten. bu filmde yaşadığım hissin benzerini, yıllar sonra hakan günday'ın az'ını okurken yaşadım sadece. olaylar olaylar.. kafalar kafalar.. 

youtube'dan falan bir sahne araklayıp koyayım dedim, hangi birini daha çok sevdiğimi bilemedim. bir de izlemeyen vardır, spoiler olur. ama öyle yapmayın. açın izleyin. vallahi taş olursunuz.

yine hayvan gibi uzun yazdım. 

sevgiler. 

8 yorum :

  1. Okurken şaştım kaldım. Fatih Akın geliyor, cd veriyor.. Müthiş bir anı. Ve itiraf ediyorum, hala filmi izlemedim. İstanbul Hatırası'ydı Soul Kitchen'dı falan hep izledim de Duvara Karşı sona kaldı nedense. En kısa zamanda izleyeyim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. izle izle mutlaka izle. sadece filme değil müziklerine de bayılacağına eminim.

      Sil
  2. Ay! Garip hislere gark oluverdim :) Ne çok severim Duvar'a Karşı'yı. Köprü üstü Aşıkları'ndaki Alex neyse Cahit de odur benim için. İki filmden hangsii desen ayıramam niye bir tutarsın o vakit de ona da cevabım yok. Deli sevdiklerindendir belki de. Fatih Akın'la olan anın aklıma teyzemlerinkini getirdi. Benim de teyzemlerin benzer bir hikayeleri var.Bunlar bir gün büyük bir markete alışverişe gidiyor dönüşte deli gibi sağnak bastırıyor taksi bekliyorlar ellerinde poşetler sonra onların söylemiyle kel bir adam arabayla yanaşıp evlerine kadar götürmeyi teklif ediyor bizimkiler de sapık herhalde deyip geri çeviriyorlar. Sonra bir kaç gün sonra tesadüf bu ya tv de röp.ünü gördüler bir kanalda. Sonra bana dönüp işte bu adam bizi eve bırakmak isteyen dediler :) Kendisi teyzemlerin o vakit bütün filmlerini ve dizilerini bayıla bayıla izledikleri Çağan Irmak'mış! :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ahahhahaah KEL BİR ADAM! ayyhh çok iyiymiş bu. sen git ödüller al, kariyerin dillere destan olsun. sonra kimsin? KEL BİR ADAM :)))))))))))))))

      Sil
  3. Oha ne biçim hikaye?! Kalpler, kalpler <3 <3 <3
    Yazını okuyunca filmi tekrar seyretmiş gibi oldum. Çok ayrı bir yeri var bu filmin kalbimde, çok.
    İkinizin anılarını okuyunca benim de aklıma annemlerin bir anısı geldi. İki teyzem yurtdışında yaşıyor, tatile gelmişler, annemi de alıp Bodrum'a gidiyorlar, 70'lerin ortaları olması lazım. İki teyzem aynı zamanda çok büyük birer Zeki Müren hayranı. Zeki Bey'in hep takıldığı bara gidiyorlar, zaten herkes aynı bara gidiyor o ara, anladığım kadarıyla. Tıklım tıklım, yer yok, Zeki Bey yok. Teyzelerimden biri, sıkıştığı yerden haykırıyor, "NERDE AYOL BU ZEKİ MÜREN??!!"
    Hemen önünde, bar sandalyesinde oturan fönlü bir kafa ağır ağır dönüp teyzemi süzüyor, tekrar eski yerine dönüyor. Teyzemin haykırmaya hazırlanırken kendi kalçasını sandalyede oturmakta olan Zeki Müren'in kalçasına bindirmiş olduğunu ve sanat güneşimizin ensesine doğru haykırmış olduğunu farkeden annem ve diğer teyzem barı koşarak terkediyor :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. zeki bey'in ve fönlü kafasının ve koca topuklarının, zerafete bulanmış kibirli bakışlarının, hepsinin hayranıyız. teyzene dönüp cevap bile vermeyişi nasıl? sadece süzülerek sözlerden daha fazlasını söyleyen insan. ah be yahu..

      sen de paylaşmıştın sanırım, çaktırmadan iplik söktüğü klip falan nedir öyle allasen! <3 <3 <3

      akın balık diye bir yer var karaköy'de. geçen yaz bi gidelim dedik. rakıyı açtık zeki bey, son damlayı içtik zeki bey!
      bütün gece sadece zeki müren çaldılar. SADECE!

      gel artık da evanası hanımı da alıp kendimizi oralara atalım.

      Sil

Yorum

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...