31 Mart 2015

uyandığımda elektrikler kesikti

elimi yüzümü falan yıkadım, amaçsızca bi tur döndüm evin içinde sonra baktım sular da kesilmiş. salondaki kanepeye kıvrılıp bi tur daha uyumuşum. ben uyurken hepsi gelmiş. ay lav medeniyet.

eş dostun yeni blogdan haberi olsun diye facebook'a da attığım bir önceki yazıyı yazarken bana bi darallar gelmişti. bir yerlerde kopukluk vardı sanki. "eskisine ne oldu ki?" diye soran kuzenimin sorusuyla aydınlandım. evet eskisine ne olduğunu açıklamalıyım önce. sonra yeni bi başlangıç olabilir. belki.

bundan yaklaşık yedi sene önce açmıştım blogu. olan bitenden çok sıkılıp başımı alıp başka bir ülkeye gitmiştim. aşırı yalnız ama mutluydum. tuhaf günlerdi. istanbul'dan gitmeden önce sabahı görmeden uyumazdım. gittiğim yerde artık sabahı görmeden uyanmak zorundaydım.

kaldığım yerle okulun arası yaklaşık 40 km idi ve okula gitmek için tek bir otobüs vardı. o da sabah yedi olmadan kalkıyordu. hafta içi her gün sabah altıda kalkıp hazırlanıyordum. sonbahar falan neyse de ev kışın o kadar soğuk oluyordu ki sabah giyeceklerimi akşamdan yorganın altına koyup uyanınca yine yorganın altında giyiyordum. yataktan gocukla uyanmak, gocukla el yüz yıkamaya gitmek, evcil hayvan olarak penguen sahiplenmeyi düşünmek. işte buna benzer, yaşarken elim anlatırken komik şeyleri maille eşe dosta yazıyordum sık sık. sonra Koko dedi ki "hacı sen bunları bi blog açıp oraya yazsana" iyi bir fikir gibi geldi o anda ve açtım blogu. sonra fark ettim ki çok iyi fikirmiş. o günden sonra bazen sık sık bazen uzun aralıklarla yazdım bloga. ama hep yazdım. zaten oldu bitti günlük yazardım ben. ama hayatımın büyük bir bölümünün böyle resimli, şarkılı bir günlükte kayıtlı olduğunu bilmek güzel geldi. 

yaşıyordum, yazıyordum, her şey hatıraya dönüşecekti. ama bu döngü akıp giderken içimde yaşadığım hayat beni mutlu etmemeye başladı. günden güne boğulduğumu, kendi ellerimle inşa ettiğim o hayata ait olmadığımı hissetmeye başladım. mutlu değildim ve dönmeliydim. döndüm. 

döndüm ama artık o bloga da yazamaz oldum. denedim olmadı. sonra sebebini düşündüm. sanki o yazdıklarım bana olduğu kadar ‘oraya’ da aitti ve ben artık ‘burada’ydım. çok anlatamıyorum bu duyguyu. ama öyle işte. bir de artık beni takip etmesinden rahatsızlık duyacağım insanlara ifşa olmuş olabilirim. bunu düşününce yazasım gelmiyor.

işte bu yüzden yeni bir blogum oldu artık. isminden de adresinden de tasarımından da hala tam olarak emin değilim. çok içime sinmiş de değil ama emin olana kadar beklemek istemedim. sonra nasılsa değiştirilebilir hepsi.

bir de hayatımın en uzun tatilindeyim bu sene. uzun zamandır böyle durmamıştım. istemediğim halde yapmak zorunda olduğum çok bir şey yok bu sıralar. en güzeli de yazmak. en çok onu seviyorum çünkü ben. ama ona bile uzak düşüyormuş insan. alışana kadar epey sığlaşabilirim, yazarken kendi kelimelerimden bile uzaklaşabilirim gibi görünüyor. sağlık olsun.


tüm bunlar olurken bir kez daha anladım ki hayatımda en şanslı olduğum konu arkadaşlarım. kötü günler yaşarken kilometrelerce uzakta birilerinin seni düşünmesi, zorla daldığın uykuların sabahında "geçecek, daha iyi olacaksın" gibi mesajlarla iyi hissettirme çabaları falan. o kadar kıymetli şeyler ki bunlar. ben sevdiklerim hep yanımda olsun isterim, sevmiyorum uzaklık. ama zor dönemde o kadar çok yanımda oldular ki bi şekilde. iyi yanından bakıp her yerde evim var diye teselli ediyorum kendimi. iyi ki de varsınız. sevgili muğla, mersin, izmir, kıbrıs, bingöl, avusturalya, mardin, ankara ve elbette istanbul :) hepsini aynı anda herhalde anca cenazemde görebileceğim ama olsun elbet bir gün buluşacağız.. 

ayhhh yeter bu kadar duygusal iç geçirişler.

goygoy must go on babes!
≧◠‿◠≦✌





29 Mart 2015

☮ merhaba blogun ilk yazısı merhaba song challenge ♫

mesele ilk yazı olunca bi de üstüne zaten aylardır da yazmayınca ne kadar zormuş blog yazmak. günlerdir nereden başlasam diye düşünüyorum. aklıma hiçbir şey gelmedi. sonra en son ne yazmışım diye eski bloga baktım, kitap meydan okumasını şey etmişim. benim yazmadığım süre boyunca bir de müziklisi oldu onun. bari oradan şey edeyim dedim. ama yine her güne bir tane değil çoklu çoklu yapcam ben onu.  allam sen yardım et konuya giremiyorum bi saattir. neyse hoop bağladım tamam.

ayrıntılı bilgi için müracat: zihnin arka sokakları / 30 days song challenge
yes. başliyorum. (dinlemek için play  işaretine tık) 

1.cenazende çalmasını istediğin şarkı: new soul / yael naim 
cenazemde ağıtlı mağıtlı olaylar istemem ben. tamam kahkahalarla uğurlanmayayım o da bozar ama yani bu şarkıyı duyduğumda hep iyi hissediyorum. belki ardımdan ağlayanlara da iyi gelir.  hem o sözleri falan her anlama çekilebilir gibi. "happy end" falan. güzel şeyler bunlar. rabbim hepimize sıralı ömür versin. 

I'm a new soul
I came to this strange world
Hoping I could learn a bit about how to give and take. 
But since I came here
Felt the joy and the fear
Finding myself making every possible mistake

This is a happy end
Come and give me your hand
I'll take your far away. 

2.çıktığında radyonun sesini açtığım şarkı: holy diver / ronnie james dio 

bu maddeye açıklama yapmam bile saçma, kısık sesle holy diver mı dinlenirmiş allasen. isterse hoparlörler patlasın adam jump the tiger diye kükrüyor. o ses kısılır mı! ayıp!
ayrıca o nasıl efsanevi bir kliptir. iyilerin dostu kötülerin düşmanı, allahın aslanı dio abim sırtında postu, elinde kılıcı.. tarif edilemez duygular içerisindeyim. şarkıya ayrı klibe ayrı yükseliyorum her seferinde öyle böyle değil. 

3.dinlemeye tahammül edemediğim şarkı: adanalı rock 

çok tabi bir tane değil hangi birini sayayım. örnek olması açısından ►e kitledim bi tanesini. aslında anadolu rock diyecektim sonra aklıma insanların aklına anadolu rock deyince moğollar falan da geldiği geldi. yok tabi o değil kast ettiğim. e başka bir isim de bulamadım. var mı acaba böyle bir tarif bilemedim de şimdi. 


4.kirli zevkim olan şarkı: iki medeni insan / murat boz 

bunun müsebbibi tamamen pele'dir. kendisi kah beş metrekare odalarda kaçacak yerim olmadığını bile bile sesi bağırtarak, kah okulun çimlerinde kulaklığı zorla kulağıma tıkıştırarak beni ağına sinsice düşürmüş ve sonunda beni "ehehheh güzel şarkı lan o aslında açsana dinleyelim" kıvamına getirmiştir. düetini yapıp senkronize dans bile ediyoruz daha n'olsun!
bu arada orjinal klibi değil de bizim okuldan iki şapşiğin yine bizim okulun içinde çektikleri (bkz: yeni rektörlük binası) parodi klibi koydum.  nasıl işsiz ve nasıl da komikler. 


5.dinlerken birilerini pataklama hissi veren şarkı: heart of steel / manowar 

bu şarkıyı ilk duyduğumda epey ergendim. hatta 14 yaş sanırım önergen sayılıyor. o zamanlar eski kemancı yeni yanmış falan sıraselvilerde iki tane kemancı açılmış. bi tanesi daha ciks böyle sahneli mahneli işte bu meşhur olan diğeri de bizim gittiğimiz. izbe, küf kokulu, ayı ayı metalcilerin gittiği bi yer. toplasan 40-50 m2 var yok. ama nasıl metalci nasıl kara kara hepsi. biz tabi daha encik, ağzımızın süt koktuğu yüz metreden belli ve bi de grunge sanıyoruz kendimizi. yine de kapıdakiler sağolsun akşam yediye kadar falan izin verirlerdi içeride takılmamıza. hatta bazen dj abiler acır nirvana falan çalarlardı gönlümüz olsun diye ve ortamdaki metalcilerin bıyıklarındaki bira köpüklerini elinin tersiyle silip kendisine kötü kötü bakması pahasına. 

bugün buradan o kahraman abilere avuç dolusu şükranlarımı sunuyor kendilerine en babasından bir horned hand yolluyorum. kahramanlık grunge bebelere artiztik yapmakla olmuyor ayılar, bakın görün de o abilerden dio'luk öğrenin, şövalyelik öğrenin! kahramanlık kapıdan girer girmez deri kokusunun buram buram iliklere işlediği eski kemancıda nirvana çalmak değil de nedir!

neyse bi gün yine öyle hafta sonu falan, tek başıma oturmuş bekliyorum kenara sinmiş halde. hayır o kadar küçüğüm ki ciciklerim falan olsa büyük ihtimalle öyle olmayacak ama adi götler nasıl da ezikleyip bakıyolar, nasıl da yüzüme yüzüme vuruyolar bebeliğimi. sonra şarkı bitti sessizliğin içinden heart of steel çalmaya başladı. tane tane söylediği için sözleri de anlayabildim falan. ama hayalimde nasıl bir gaza gelmek. resmen dio'nun kılıcı kınımda, arkamda deri aksesuarlarıyla gotik atlar falan. şarkı yükseldikçe coşageldim tabi ben olduğum yerde. duruşum falan değişti mi çok emin değilim ama en azından kendimi şu yandakine benzer bi halde bütün o barbarlara savaş açmış gibi hissediyordum ve artık onlar korksundu! onları yine onların silahlarıyla vuracak ve fonda manowar çalarken savaş meydanında kahramanca kendimi savunacak, ejderhalarımı üzerlerine salacaktım. 

her dinlediğimde o anı yaşıyorum hâla. belki çok küçük olduğumdan belki o yaşta evde masal değilse de masalımsı bir şeyler okumam gerekirken barda meyhanede metalcilere artiztik taslamanın yollarını aradığımdan bir şarkıyı masala çevirmek çok kolaydı benim için. he tabi yine gıcık mıyım o ayı metalcilere, yine pataklamak istiyor muyum? saçları kemerimi süsleyecek sen ne diyosun!






Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...