30 Mayıs 2015

☮ #GeziyiHatırla

şimdilik bunu bırakıp kaçayım. hiçbir şey yazamayacak hallerdeyim ben. yazarsam iyi gelmeyecek bu aralar. bu yani. 
neyse. öptüm. gittim.



22 Mayıs 2015

☭ metal işçisi grevdeyse

metal işareti yapan, kara ojeli ellerimle ben de destekteyim. ayrıca yalnız değilim. yanıma ayı hayvanımı da aldım. uyuşuk ve de sallamaz haline bakmayın. onun normali o. kendisinin, billboardlarda karşılaştığı başbakan sıfatına epey gıcığı var. gördü mü dayanamıyor, ayı gibi havlıyor. bu huyunu benden almış. gurur duyuyorum çocuumla. 

başka şeyler de yazasım var ama kafam müsait değil. bugün kendimi iyi hissetmiyorum. büyük ihtimalle yarın da böyle olacak. her ay iki günden hesapla, hayatımızın önemli kısmı bu regl çilesi ile geçiyor. fakşitbok yemin ederim. 

ayrıca yarın dışarı çıkıp, kendime "düğünde giymelik" ayakkabı almam lazım. aradığımı modelin ismi: "hani aramazsın her yerde olur da aradığında bulamazsın modeli" 
durumum aynen o. bir gün içinde 10 çift falan ayakkabı deneyip aradığımı bulamama da lanet olsun. bir de sayın ayakkabı üreticileri nedir o, "bu senenin modası" diye yutturmaya çalıştığınız o 20 santimlik topuklar. öyle ayakkabı da olmaz olsun. 

evet regl dönemi gerginliğimi hepinize bulaştırdığıma göre artık gidebilirim. rahatlayabildim mi peki? elbette hayır! içimde fırtınalar kopuyor, durduk yere masayı sandalyeyi ters çevirip, duvara depesim geliyor. bu arada, 1 mayıs'ta facebook'a "bugün izinlisin sebastian" diye yazan arkadaşım. hiç komik değildin. o gün görmezden geldim ama bugün patlayacak yer ararken aklıma sen geldin. karşıma bir daha çıkma sakın! rööğğğğrr!

hazır gaza gelmişken, bir de en inandığım sloganı atıp öyle gideyim. 


Di ☭ RE ☭ NE Di ☭ RE ☭ NE KA ☭ ZA ☭ NA ☭ CA ☭ ĞIZ!




18 Mayıs 2015

☼ sardunyalar, köpek ve bir takım uykular


     bunlar sardunyalar. 

pembe sardunyalar coştukça coşuyorken ve kırmızı da "ben burada iyiyim" derken, o beyaz olanın yaprakları niye öyle emekli saçı gibi seyreldi hiç bilmiyorum. umarım o da coşar. solup gidecek diye çok korkuyorum.

ve bu da köpek. 

evimizin dobisi yine tuhaf bir uyku halinde. yattığı ve kafasını uzattığı yer camın önü. storun altından kafayı sokup, sokağa bakabildiğini keşfettiğinden beri o stor ne zaman aşağı inecek diye bekliyoruz. ama olur da düşerse bu köpeğin suçu değil yine benim suçum olacak. (evet, burada laf sokma var.)

bu da bugünlerdeki en yakın arkadaşım. 


evde ayı hayvanı var diye düzgün bir makine arıyordum ne zamandır. ya allah deyip buna bastım parayı. iyi de yapmışım. çok güzel çekiyor. kapalı leptobun kapağını kaldırmayı başardığını gördüğüm an sevinçten gözlerim doldu . bu kadar da vizyonsuz bir insanım. kutunun kenarında o kara kafa bizim ayı. bir şeyi merak edince sinsi sinsi yaklaşıp, burnuyla ittiriyor. huyu öyle.

şimdi gitmem lazım. asılacak çamaşırlar ve yapılacaklar yemekler beni bekler. siz de bunu izleyin. 


ferminaaanım keşfetmiş. özgünlükte çığır açmış, şahane bir eser. herkes izlemeli. 
hadi öptüm.


♡ günün yemeği: taze fasülye + erişte + yoğurt 
♀ kız ismi: yumoşhan
♂ erkek ismi:persilhan
(çok temizlik yapan bünyesi  saçmalıyordu)




➳ fmo:29 - 30 bu da bitti şimdi napcaz?

➳ öncesi ve sonrası burada

29. bir konu hakkında fikrimi değiştiren film : das experiment / deney

aaa
fikrimi değiştirmek değil de insan evladının böyle korkunç tarafları olduğunu görmek ürküttü beni. sanki bilmiyoruz! ama izlemek daha bi' sinir bozucu sanki.  yetkiye sahip olmak kimi bünyede hastalık yapıyor ve film aslında en çok bunu söylüyor. bazı anlarda o kadar rahatsız oldum ki anlatmak için şimdi motivasyon bulamıyorum. bir de spoiler olmasın diye anlatmayayım. ama filmde kötü şeyler oluyor. bu spoiler sayılmaz bence.  

fotoğraftaki gözlüklü adam moritz bleibtreu. im juli ve soul kitchen'daki adam. böyle tatlış suratlı bi insanın bu filmde oynaması iyi olmuş. adamı da seviyoruz ailecek. aslında çok seven abim. ben de onun yancısıyım. 


30. en sevdiğim film : dila hanım
otuz soru içinde en kazık olanı bu. ne yazarsam yazayım sonra aklıma başka bir şey gelecek, tüh diyeceğim. zaten bir sürü liste gezdim, imdb'den girdim, kültür bakanlığı sitelerinden çıktım, ordan youtube'a atladım. sonra kendimi cevap arayacağıma, durmuş dila hanım izlerken buldum. bence cevap bu olmalı. o final sahnesinin bana yaptığını başka hangi film yapabilir? ayrıca öyle yüreğe oturan müzik mi olur? olmaz.


ve böylece otuz günlük olayın sonuna geldik. fmo sayesinde ben de yeni bloglar keşfettim, yeni yazarlar tanıdım, unuttuğum bir sürü filmi hatırladım, yeniden blog yazmaya da alışmış oldum. hepsi güzel oldu bence. bu da en çok zihnin arka sokakları sayesinde. "bir süre gidiyorum." demiş, hakkı var. ama umarım uzun sürmez. 

umarım ben de yazacak bir şeyler bulabilirim yine. bazen kafam duruyor. 

hadi çav bella!


16 Mayıs 2015

➳ fmo:28 e-di-bi-zi-ö-lü-me-gö-tür! ☠

➳ öncesi ve sonrası burada


28. en sevdiğim film müzikleri: dead man walking 
içimdeki eddie vedder aşkını buraya da sokuşturmasam olmazdı. diğer şarkılar da pek hoş, pek güzel ve fekat bütün soundtrack'te eddie'nin elinin, sesinin değdikleri bi' başka güzel. nusrat fateh ali khan'lı face of love ve de neil young'lı long road'a yıldız veriyor kuş kaldırıyorum. ayrıca listede bruce springsteen var, ölüler dünyasından gelir gibi sesiyle patti smith var. bok atmıyorum, filme yakışmış diyorum. adam ölüme yürüyor diyorum. anlamıyorsunuz. 

ayrıca güzel de film bu. her izlediğimde ciğerimi yakıyor. 

alın iki video, ikisi de canlı. bu kıyağı da bu zamanda kimse kimseye yapmaz.

 ve de  

bitti mi? bitmedi!

bi' de böyle şeyler yapıyorlar. ay insan koşup hangisine sarılacağını şaşırır. (dedi ve gidip coni'ye yapıştı.)
buyrunuz bu da o konserin videosu. tam olarak olmak istediğim yerde, allah başımızdan eksik etmesin patti smith ablamız var. 



"some strange music drags me in. makes me come on like some heroine."

sözlere bak cumartesi cumartesi. 

hadi öptüm. gittim.  ✌



15 Mayıs 2015

➳ fmo:27 ve bir takım kafa karışıklıkları

25. diye cevapladığım soru 26. soruymuş. onu da zaten yanlış güne yazmışım. o arada zaten  bi' soruyu da atlamışım. bi' an her şey birbirine karıştı kafamda. sonra atladığım günün sorusuna verecek cevap da bulamadım. bana bilinç altımın bir oyunu mu bu? neyse uzatmayayım. yakaladığım yerden devam ediyorum.

27. en sevdiğim klasik film: mavi boncuk 
cevabı bulabilmek için önce imdb'de debelendim. orada bulduklarım içime sinmedi. sonra gittim google'a yeşilçam klasikleri yazdım. oradan da ekmek çıkmadı. sonra aklıma mavi boncuk geldi. ay tabi yahu! mavi boncuk! 

klasik bir film olmanın tüm özelliklerini taşıdığı gibi hem içli hem de eğlenceli. ilk izlediğim romantik komedi bence bu. ayrıca müzikal de sayılır. 

♪ ..on da bun da şun da dır.. ♪♪

şu sahnesine her seferinde karnımı tuta tuta gülüyorum. 

     "-ıslıııııık ıslııık!" 

şu sahnede de ağlamışlığım var. abartmıyorum. içli bi anımdı, ağladım. 



sahne ararken restorasyonlu halini de buldum. çok güzel oldu bu. dursun burada sabit, hep lazım bir film bu.  hem zihin de sever. :)



bunları ararken bir şeyler daha buldum. çok güldüm. açın siz de izleyin. bunlar da klasik. ikisi de birbirinden şahane. 

 

allaaam kimseye böyle ölüm ve de böyle boğulup kurtarılma nasip etmesin. şu güzel posteri de bırakıp arkama bakmadan kaçıyorum. onu da buradan buldum. 



hadi öptüm.

edit: 
♡ günün yemeği: patlıcanlıi patatesli, biberli, domatesli sulu yemek + bulgur pilavı + bisküvili pasta
♂ erkek ismi: isyan
♀ kız ismi: nisyan

(bundan sonra bunları da yazaceyim, kararsız eşe dosta faydalı olaceyim)

bi daha öptüm. 

14 Mayıs 2015

➳ fmo:25 ve "ölüyorum sarıl bana sevgilim"

➳ öncesi ve sonrası burada


25. kirli zevkim olan film: aşk hikayemiz
sadece o olsa iyi. 80'lerin az biraz dertli toplu bütün melodramları benim kirli zevkim. o koca vatkalar, komançero'lar, şeri şeri leydi'ler, tepeden toplanmış önü dolmalı saçlar, trikoları omza atıp kollarını önden sallandırmalar falan.. en az bi' sahnesi bir holdingci yazıhanesinde geçen filmlere ayrıca hayranım. bazısında kız oracıkta bayılır, bazısında kapıdan kovulur. "seni paramla satın alırım" olayları falan.. ay ne şahaneler.. 

bu film sanırım love story filminden arakmış. birisi demişti. ben onu izlemedim, bi' fikrim yok. benim favorim hülya ve tarık'lı aşk hikayemiz. kaç kere izledim bilmiyorum. bu yazıyı yazarken de youtube'da bulup açtım. bi yandan da dinliyorum. tam şu anda hülya, tarık'a "zengin piçi" dedi. tarık da güldü gevşek gevşek. ay lav seksenler.

bir de film boyunca çalan "sen ağlama" falan. sen öyle dedikçe ağlayasımız geldi sezen abla, haberin yok. aşağıda filmin tamamı. hastayken falan kanepede uyuyakalmak için favori filmim ne de olsa. burada da bulunsun. 



a-a! kısa yazdım ben hayret!

hadi muck. 

☢ köpekler, kitaplar, binalar..

fotoğraf çekmeyi beceremeyişime epey içerlesem de inatla çabalıyorum. en kötüsü de ne zaman çekecek bir şey bulsam ya o içinde olduğum lanet araba gaza basmış oluyor ya da tek başıma oluyorum ve insanlar "n'apıyor bu deli" der diye utanıyorum. aslında çok utangaç biri değilimdir. ama bu konuda kal geliyor. yine de çektiklerimi kendime saklamayayım dedim. burada da olsunlar dedim. kıymet bilin istedim. 

burası mecidiyeköy. bu beyaz, tüylü yavrucak da trafik ışığı falan ne demek hepsini çözmüş. kırmızı ışık boyunca bekledi, yeşil yanınca herkesle birlikte geçti. çizginin tam üstünden yürüyor bi' de! akıllı köpek. 

bizim ayıyı sokaklara salsam böyle, büyük ihtimalle bir süre bekler, arabalar durmayınca da gider ışığı yer. fıtratında var ayının.

geçelim sonraki fotolara.. alttaki kitaplar sırada beni bekliyor. 


1Q84 sırf ebatından dolayı gözümü alıyor. daha önce bir tane murakami okumuştum. hikaye iyi güzeldi de havada kalıp bitti diye hâla hafif kızgınım kendisine. ecstasy öyküleri güzel olabilir. hatta daha önce okumuş bile olabilirim. hiç emin değilim. sema kaygusuz'u da evanası oku dedi diye listeye aldım. o öyle diyorsa vardır bi' bildiği. 

bunların hepsi lee'nin kitaplığından. keyif verici maddelerin tarihini de ben ona hediye ettim. kitapçı önlerine yığılan ucuz kitaplara cennete düşmüş gibi sarılıyorum. bu da öyle oldu. girişindeki şu yazıyı görünce "ovvvmaygad" diye irkilip  hemen aldım. 



kenardaki ojesi geçmiş çirkin tırnaklar benim. fenerbahçeli cam kanarya lee'nin. 

ve son foto. dün annemleri talimhane'nin ordan hava alanına yolcu ettim. telaşla öptüm falan arkamı döndüm bu manzara. şimdiye kadar çektiğim en güzel fotoğraf bu olabilir. gerçi onu da yamuk çekmişim. eve gelince photoshop'ta düzeltmeye çalıştım biraz. böyle bir şey oldu. 

tıklayınca kocaman oluyor

burası ne olacak bilmiyorum. yandaki inşaat ne, hiç anlamadım. otopark mı otel mi?
ama temeli o kadar derinde ki büyük ihtimalle gökdelenli avm falan çakarlar oraya. 
yerin dibine giresice koca göbekli godamanlar! fak yu diyorum size! fak yu!

bu da efektli mefektli hali. o da güzel oldu gibi. 

tıklayınca bu da kocaman oluyor


ay hiç yazamadım aslında. bu ne biçim post? uyanınca daha güzelini yazarım. çok geç oldu şimdi. saat sabahın 5'i!

çav bella!


13 Mayıs 2015

➳ fmo: 21-22-23-24 ve olaylar olaylar

➳ öncesi ve sonrası burada


21 ve 22'ye verecek cevap bulamamıştım. sonra fark ettim ki araya kaynak yapmak da blogırlığa dahil. 21'in cevabını fermina daza'dan 22'nin cevabını ise zihnin arka sokakları'ndan çalıyorum. onlar yeterince güzel anlatmış benim yerime de. 

21. en abartılmış bulduğum film: titanik (önce buna bi' tıklayın)

22. en az kıymeti bilinmiş film: amores perros (sonra da buna bi' tık)

23. en sevdiğim film kahramanları: sibel ve cahit / duvara karşı 
duvara karşı ile olan gönül bağımı daha önce burada yazmıştım. sibel ve cahit'e olan sevgim ise çok değişik. 

ikisinin de seçimleri, bazen bile isteye, bazen yanlışlıkla yapıp ettikleri film boyunca çok etkiledi beni. sibel'in deli cesaretine, azmine hiç imrenmedim mesela. ama buna rağmen onu anladım. bu benim başarım değil. çok içi dolu bir karakterdi sibel. ve sinema bazen çok güzel bir şey, o anı hissedebilmek falan çok acayip. sibel'in halterci kıza sessizce "hadi be sibel!" dediği sahneyi de unutmam mümkün değil mesela.

cahit'e ne yazsam bilemiyorum. ne yazsam eksik kalacak.  bira kutuları arasında uyuyan adamdan dönüştüğü büyük londra oteli'nin camından bakan o adam mesela. hepsi cahit'ti onların. hiç yadırgamadım. sevdi çünkü. yine de çok acayip. ben de onu sevdim işte.

öylesine denk geldi diye de yazmadım ikisini yan yana. bütün filmi çok sevdim de birlikte oldukları sahnelerde daha bi' kocaman kocaman açıldı gözlerim. her hallerine. kaç seferdir söylüyorum bak, izleyin. 

24. en sevdiğim belgesel: soma
başka bir şey yazacaktım. ama sonra bu geldi aklıma. belgesel sayılır mı bilmiyorum. 15 mayıs'ta soma öğretmenevi'nde avukat selçuk kozağaçlı ile yapılmış bir görüşme. tane tane anlatıyor her şeyi. bugüne en çok o olurdu. ingilizce altyazısı da var. link burada.

bugün çok keyfim yok. biraz zor bir hafta geçirdim. dört gün içinde iki ayrı cenazeye gittim. sonra, libya'da ölen genç kaptan da akrabamızmış dün onu öğrendim. epey de yakın. eniştemin yeğeni. ne bu tepemizdeki kara bulutlar derken akşam eve geldim, en yakın arkadaşlarımdan biri çok sevdiği anneannesini kaybetmiş. daha üç gün önce konuştuk arkadaşımla. umudu vardı. anneanne ankara'da, arkadaşım izmir'de. yetişememiş cenazesine. çok ağlamış. ben de istanbul'da. yanında olamadım diye ona da ayrı üzüldüm. iyi günler hadi bir şekilde geçiyor da böyle zamanlarda uzak olmak çok üzüyor beni. umarım kötü haberler serisi bitmiştir. gerçekten bitsin. 

bir de bu kadar oraya buraya koşma faslında nete giremedim pek, tv de izleyemedim. dışarılarda koşup koşup eve gelip kitap okudum sadece. kenan evren'in öldüğünü de üç gün sonra falan öğrendim. kendisini anmadan geçmeyelim. 
HARAM OLSUN! HARAM!

hadi hoşçakalın. 




13.05.2014


9 Mayıs 2015

➳ fmo:20 ve evimizin ayısı uyuyor

➳ öncesi ve sonrası burada

20. en sevdiğim aktris: türkan şoray

bir önceki soruda tamamen hormonlarımın esiri olduğum içim bu sorunun hakkını vermem gerekiyor diye düşündüm. ve fark ettim ki çok sayıda kadın oyuncuya büyük hayranlıklar besliyorum. başka isimler de yazacağım ama başlığa özellikle türkan yazdım. 

bin defa dediğim gibi salon filmlerinin epey hastasıyım. onların da içinde türkan şoray varsa izlemeden geçemem. sadece salon filmlerindeki türkan'ı da değil, "nen var kuzum"lu siyah beyazlardan, renkli 70'lere, oradan 80lere.. hepsindeki hallerine, oyunculuğuna hayranım. ayrıca bir türkan şoray filminde hiçbir şeye aklım uçmasa o elbiselerine uçar gider.

o etolü öyle tutmak, öyle hülyalı hülyalı bakmak nedir? filmografisini düşününce, kendisinin bana aşkı meşki öğreten kişi olduğunu daha önceki yazılardan birinde fark etmiştim. devlerin aşkı, dila hanım, deprem, bodrum hakimi, dönüş.. 

fonda "hasretinle yandı gönlüm" çalarken ve  gülcan gelin kucağında bebeyle kadrajdan uzaklaşırken ağlamayan var mıdır? yok yahu mümkün değil! 

otobiyografisini yazmıştı bir kaç sene önce "sinemam ve ben" diye. güya bu kadar hayranıyım, bir türlü alamadım kitabı ama okumayı çok istiyorum.

sabaha kadar kendisi ve filmlerine olan hayranlığım hakkında yazabilirim. o yüzden diğerlerine geçeyim.

bizimkilerden devam ediyorum. ilk aklıma gelen müjde ar. o da ne oynadıysa izledim. televizyonda falan denk geldiğimde kanalı değiştirmeye elim gitmez. izlemezsem taş olurum.  kendi kötü oynamışsa bile film iyidir o kesin. ah belinda, fahriye abla, teyzem, köçek(caniko) ne biçim filmler bunlar?

perran kutman ve ayşen gruda da beni çok güldüren kadınlar. onların yanına bir de adile naşit yazayım. bir önceki soruda hormonlarıma yenik düşmeseydim en sevdiğim aktöre münir özkul yazacaktım zaten. 

yenilerden özgü namal'ı pek bi beğeniyorum. bir de ezgi mola ne oynasa gülüyorum. çok eğlendiriyor beni. 

dünyadan da sanırım diane keaton favorim. aslında daha kimleri kimleri yazardım da manyaklığın alemi yok. tek cevaplık soruya bin tane isim yazdım. ama tekrar ediyorum. türkan hep bir numara. 

fmo arasına bir de ayı hikayesi sıkıştırayım. şu manzarayı kendime saklamak istemedim. 


hatırı sayılır sayıda ev ve sokak köpeği baktım ama gerçekten bunun gibi değişik huyları olana pek rastlamışlığım yok. yani bir köpek nasıl şu şekilde uyur hiç aklım almıyor?

yanlış anlaşılmaması için tekrarlıyorum. yerde bir şey aramıyor, uzanmıyor, esnemiyor. bizim ayı baya baya uyuyor. zaten sonra biraz daha yaklaşayım dedim ve bu da karşıdan.



o koca kütlenin bir köpek olduğunun anlaşılması için daha değişik açılardan çekeyim dedim ama o ara uyandı. gözlerdeki mahmurluk belli olmuyor. bir süre ne yaptığımı anlamaya çalışarak süzdü beni. uzun uzun bakıştık. sonra birden evin içinde koşmaya başladı. arada bana da çarptı tabi. az kalsın yere yapışıyordum.


50 metrekare evde 50 kiloluk bir ayı ile yaşamak gerçekten kolay değil. hele ki bizimki gibi kendini fino zanneden bir ayı ise daha da zor. ama çok güzel o ayrı. kafası benimkinden büyük, normalde kedi köpeği koynuma alıp uyumayı seven insandım. bunla da uzanıyoruz bol bol. ama cüsse böyle olunca o beni koynuna almış oluyor. hiç şikayetim yok. bir de uyurken falan beni koklayıp koklayıp iç çekişi var ki " önnö  söröl bönö  sönö çök sövöyöröm" diyor resmen. 
ah bi' de aygır gibi horlamasa.

hadi öptüm.








8 Mayıs 2015

➳ fmo:19 ve benim kafa gitti gidiyor

aradaki soruları atladığımı fark eden varsa görmezden gelsin. 15ten sonraki sorulara yazacak cevap bulamadım. 

➳ öncesi ve sonrası burada


19. en sevdiğim aktör: johnny depp
şimdi bu soruya hormonlarıma dayanarak cevap vermiş olabilirim ama şöyle bir durum da var. coni'nin sesinde sevdiğim bir şey var. yani sadece görüntü değil. adamın sesinin tonunu ve onu kullanışını seviyorum. ayrıca filmlerinin de belli bir standardı var. yani en azından benim için. izleyip de "ayyy zaman kaybı" diyeceğim bir filmi olmadı hiç. aksine izlemekten zevk aldıklarım daha çoktur. what's eating gilbert grape, arizona dream, makas eller, düşler ülkesi, astronotun karısı, blow ilk aklıma gelenler. hepsini zevkle izledim. yani zevk derken tutku günlükleri'ni izlerken aldığım zevki kastetmiyorum. yani aslında onu da demek istememiş olabilir. ayhh hatırladıkça böyle içim bi' tuhaf oluyor tabi biraz ama neyse yanlış anlaşılmasın.  ay yok ya da anlaşılsın. duy beni coni duy beni! ah canım benim.


1. coni bana aşkını ilan ediyor
2. coni bana gitar çalıyor
3. coni bana naz yapıyor
4. coni etrafımda 4 dönüyor
5. coni resmimi çekiyor
6. coni umutsuzca beni bekliyor

abartıyorum sanıyorsunuz ama ben sanmıyorum. adam yoksa niye durup durup boşansın. beni arıyor neyi aradığını bilmeyerek. bekle conim kavuşacağız.  

7 Mayıs 2015

☭ abimiz deniz

"abim deniz" deniz gezmiş'in kardeşi hamdi gezmiş'in can dündar'la birlikte yazdıkları bir kitap. aslında yazmak da denemez. hamdi gezmiş, abisinden kalan mektupları, fotoğrafları ve anıları sunmuş can dündar'a. o da kitap yapmış. 

çocukluğundan itibaren anlatmışlar deniz'i. yaşadığı evleri, okuduğu okulları, daha gencecik bir çocukken kurduğu büyük hayalleri, bir ağaç gibi heybetli cüssesinin ardındaki neşeli, çocuksu karakterini.. 

ama beni en çok babasıyla ilişkisi etkiledi. birbirlerine karşı öyle nezaketli ve dosta düşmana karşı öyle sıkı duruyorlar ki.. 

deniz ve arkadaşlarının idamı kesinleşince babası cemil bey son bir umut "devlet büyükleri"ne yazmayı düşünüyor. bunu duyan deniz, kararlı bir şekilde rica ediyor babasından. "yapma baba!" 

okurken ikisinin yerine koydum kendimi. deniz olsam mesela, idamım kesinleşse "ne yapın edin beni burdan kurtarın, vallahi bi' daha tövbe" derdim biliyorum. öyle de korkağım. 
cemil bey olsam, evladımı göz göre benden alıyor olsalar gider ayaklarına kapanırdım o adamların, mervan falan demeden. cemil bey'e duyduğum saygının tarifi yok. 

en acayibi ben bile "abimiz deniz" diye başlık atarken, idam sehpasına yürüyenin aslında yirmi beş yaşında bir çocuk olduğunu hatırlamak. 
hapishane günlerinde kendini ahmed arif şiirleriyle avutan, "yaşamak sade yaşamak, yosun solucan harcıdır" dizeleriyle kısacık yaşamında başına gelenlerin bir anlamı olduğunu düşünmek isteyen bir çocuk. 

"kim hatırlıyor celladın adını, her ailede bir deniz varken?
bu sözü dün kuzenlerimden biri paylaşmış. kuzenlerimden birinin adı deniz, bir diğeri devrim. üvey kardeşimin adı inan, abimin göbek adı mahir.. babam benim adımı bir ahmed arif şiirinden alıp koymuş.. bu isimlerin hepsinin bir anlamı var. deniz'in ve arkadaşlarının, bu çocukların o kısacık yaşamlarının bir anlamı var.

böyle şeyler düşününce çok üzülüyorum. 








6 Mayıs 2015

✉ hıdırellez, gül dalı ve bir takım dilekler..

 çocuklar için kitap yazmayı 

❤ yine bir evim olmasını

 daha enerjik hissetmeyi

❤ abimin artık dönmesini

❤ çiko'nun benimle yaşamasını

❤ ders çalışma motivasyonumun artık gelmesini

❤ sonra istediğim yere atanmayı 

❤  sevdiğim herkesin istanbul'da yaşamasını

❤ ya da ışınlanmanın icat edilmesini

 bir çocuğum olmasını


istiyorum da istiyorum işte. hepsinin içine gizlenmiş başka hayal ve dileklerim de var tabi. sağlık, huzur, mutluluk, mutsuzluğa rağmen umut, neşe.. bunlar da var. mektup sayfalarına resimler çizemedim. gül dalına keseler asamadım, keseleri alıp denize atamadım. ama geldim buraya yazdım işte. hızır'ın blogumu okuduğumu sanmıyorum ama hisseder belki. sonuçta her işin başı niyet. inanacak bir şey bulamadım ben de ona inandım. 

helal olsun kıza. öyle güzel söylemiş ki.. 

"..bahar oldu aman aman
kese astım gül dalına 
adadım yârin adına
iki göz oda.."


4 Mayıs 2015

➳ fmo:15 silemezler gönlümden ne aşkını ne seni..

➳ öncesi ve sonrası burada


15. en sevdiğim bilim kurgu film: eternal sunshine of the spotless mind

"ya yürü git, öyle bilim kurgu mu olur?" diye fırça atmadan önce bi' durun dinleyin. birincisi, gerçekten patlamalı çatlamalı, yok oluşa bir kalalı, böyle çipli mipli filmleri bayıla bayıla izleyen bir değilim. 

ikincisi, aklıma sevdiğim bilim kurgu gelmeyince ve imdb'de best sci-fi diye aratınca gördüm ki "esotsm" listeye 99. sıradan da olsa girmeyi başarmış. hem de 8.4 puanla. bakın istatistik konuşuyor burada. hem filmde bizi mahfeden esas olay o makine! makineyi çalıştıran ne? bilim! (benim bu mantığıma göre içinde çamaşır makinesi olan filmler de bilim kurgu olabilirmiş, ama siz yine çok şey etmeyin.)

ayrıca koskoca otuz günlük şeyin, bir sorusunda bile anmadan geçseydim, bu kadar sevdiğim filme ayıp olmaz mıydı? olurdu. anlayamazsınız.. (hıçkırık! ama böyle içine içine!)

mesela şu alttaki sahne var ya, o beni çok üzmüştü. 


aşağıdaki videoda da filmden bazı olaylar. şarkı da güzel. 



çok önemli not: bu yazımı, bugün ne renk saçla eve döneceğini kendisi bile bilmeyen cağnım fermina daza'ya ithaf ediyorum. sen de bizim bir clementine'imizsin. 

hadi öptüm.


3 Mayıs 2015

➳ pazar, yağmur ve bir takım tembellikler..

aşırı komik arkadaşlara sahibim. kendi blogunu kapattığı için fbook üzerinden mesaj atıp "şş bahele bahele, şu mim'i yap" diye link gönderen arkadaşlar mesela. salak çiçi çok komiksin. 

1.bilgisayarının masaüstü görüntüsü nedir? 



windows'un hazır ikonlarını sevmiyorum. icon archive gibi sitelerden kafama göre ico formatlı görsellerden indirip klasörler için onları kullanıyorum. resim falan da koymuyorum. kafamı karıştırıyor çünkü.

2. bir kafeye girdiğinde genellikle ne sipariş edersin?
türk kahvesi.

3. google'da aradığın en son şey? 
bir önceki yazı için "yaşar usta" görseli.

4.mesajlaştığın veya konuştuğun en son insan kim?
ben de ondan önce evden çıkmadığım halde "yağmur yağıyormuş, neden bana söylemedin?" şeklinde sitem etmek için arayan lee ile. bu arada balkona çiçeklere bakmaya gittiğimde fark ettim yağmuru. ve söyledim yağmur yağıyor diye. duymamış diycem ama mümkün değil. bi' de sitem ediyor yahu. sitem etmeyi seviyor. o da ayrı bi komik. 

5. tiyatroya en son ne zaman gittin?

geçen sene, cücelerle çizmeli kedi'ye gittik. birlikte çok eğlendik. bahardı sanırım, güzel hava, kuşlar, ağaçlar, çiçekler.. 
en güzeli de oyunun okuduğum üniversitenin içindeki salonda oynanması ve kendi fakültemin önünden cücelerimle geçmek oldu. hatta o ara hocalarımdan biriyle karşılaştık, öpüştük falan. beni öğrencilerimle görünce çok duygulandı. cücelere dönüp "bakın çocuklar bu da benim öğretmenim" diye kendisini tanıtınca gözleri doldu kadının. çok da güzel bir andı. 

6. sinemaya en son ne zaman gittin?
lee ve onun öğrencisi yaklaşık yirmi ergen ile birlikte whiplash'e gittik. 

7. hangi diziyi herkes izlemeli?
bu sıralar ilk aklıma gelen game of thrones. 

8. seni en çok ne çıldırtır?

küstahlık.

9. ne zaman uyanırsın?
bana kalsa hayatım boyunca öğlen 12 civarı uyanır gece 4'ten önce de uyumam. ki bu sıralar öyle de yapıyorum. ama iş güç olunca sabah 7 civarı.  olmaz olsun öyle uyanma!


10. internette ilk adın?
rüya görmez. ilk blogumu bu isimle açmış, kendimce kelime oyunu falan yapmıştım. artık yapmıyorum öyle şeyler.



11. favori emojin nedir?

ay tabi ki whatsapp'taki gülen bok! canım o benim.


12. kedi mi köpek mi?
çok saçma soru bu cevap veremem. kedi gibi yar köpek gibi diyar olmaz diye bağlayayım. ki zaten kedi nazlı ve gıcık ama yine de olmazsa olmaz bir sevgili köpek ise evimin yuvamın direği. 



13. en son ne tür müzik dinledin?


arkadaşımız kendisine çaldığı için dün mabel matiz konserine davetliydik. lee ile mabel matiz'e çok katlanabilen insanlar değilmişiz, bir kez daha onu anladık. şu yandakini konser başlarken çektim. iyi ki de çekmişim, yeri burasıymış meğer. tabi sonra ikinci şarkı bitmeden ortamdan cısladık. 

sahnede uğruna can verilecek bir müzik yoksa coşkulu kalabalıklar bize göre değil. sonra mabel'in aşırı enteresan incelikteki ses tonunu dengeleme amacıyla kendimizi the dorock denilen metalci barına attık. orada çalan grubu daha önce dinleyip beğenmiştik ama saçma sapan bir kalabalık olduğu için oralarda da duramadık fazla. sakin bir sokak barına oturup gelene geçene güldük. sonra oradan da sıkıldık bira alıp eve döndük. 

uyumadan önce en son biraz jan garbarek baktık. youtube'dan peter gabriel konseri izledik. bir de ringo starr kendine  "all starr band" diye bi' grup kurmuş. onların bi konserinden bir şeyler izledik. 

bi' gecede çıldırmış gibi ne bulduysak dinlemişiz meğer.

14. kuzey mi güney mi?
güney. (soruyu başından savmak)

15. istanbul ile ilgili en sevmediğin şey?
kadir topbaş.


16. istanbul'da en sevdiğin üç semt?
beşiktaş, ortaköy, şişli. 

17. kafanda genel olarak ne olur?
komiklik.

18. komedi mi dram mı?
ahahhahahahhaa

19. çay mı kahve mi?
büyük harflerle KAHVE!

20. bu soruları cevaplamadan önce ne yapıyordun?
oturmuş, kahve içiyordum.

21. son olarak bir sırrını paylaş.
al sır. tam pazarlık şarkı zaten.  hem ne diyor bak 
no one keeps a secret.. no one keeps a secret "


hadi muck.

edit: sanırım birilerini mimlemem gerek. racon böyleydi di mi?  bloglist'in son üç güncellemesine baktım. sevgili mariposa, minoshka ve chadaqiel. alın size nurtopu gibi mim.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...