15 Ağustos 2015

☼ "naber gelmedi bi haber senden merak ettik" ☼

insan neredeyse aylar boyunca yazmayınca konuya nereden dalacağını bilemeyebiliyor. korkmayın hande yener'le başlık atmış olsam da hâla aşırı rakçı bi insanım. ama naber'e de boş değilim şimdi yukarıda allah var.

gelelim yazmadığım dönemde olan bitenlere. haziranın başında kendimi tam yaz rehavetine kaptıracakken, mecburi hizmetini bitiren öğretmen abim istanbul'a döndü. sonra sürekli ona ev baktık. günde üç tane ev gezdiğimiz oldu mesela. ev gezmediğimiz günlerde de sürekli internetten ev baktık. abim kolay beğenen bir insan değil. ama galiba ben kolay beğenen biriymişim. çünkü onun için baktığımız evlerden birine ilk görüşte vuruldum. zaten abim için gereksiz büyüktü. ama tam da lee ile bize göreydi. 


lee başka bir eve taşınmayı hiç istemese de bir şekilde kabul etti. bitti mi? bitmedi tabi! o ara abime ev aramaya devam ettik ve ona da güzel bir teras katı bulduk. sonra onu taşıdık. o ara biz de "lee'nin evi"ni toplayıp "bizim olacak eve" taşınma hazırlıklarına, bir yandan da oturduğu evi kiraya verme çalışmalarına koyulduk. böyle anlatınca kolay gibi gelebilir. değildi! 

mesela lee ile biz gece taşındık. çünkü ramazan ayı diye gündüz çalışan hamal bulamadık. bulduklarımız da hamal değildi bence.  evimizi 17-20 yaş arası, aklı beş karış havada olduğu yüz metreden belli, bu işi büyük ihtimalle bonzai falan almak için yapan yaklaşık on tane genç arkadaş taşıdı. lee'nin kendilerini nereden bulduğu hakkında hiçbir fikrim yok. sanırım onun da yok. çocukların ise dünyadan haberi yok. en son, kamyonetten indirdikleri çekyatı açık vaziyette ve üstünde kolilerle, gayet dik olan ikinci kat merdivenlerine doğru götürürlerken görünce bundan emin oldum. bu arkadaşların yer çekiminden de haberi yok mesela. o da ilginçti. 

tam o esnada binanın önünde kalakalmış halde "oğlum saçmalamayın aklınız yok mu! o öyle çıkar mı falan! diyen ben ve "yok abla merak etme sen, çözücez biz o işi" diyen kendinden emin ergenler. sonuç?

çözemediler. o arada tüm evi bu şekil saçma usullerle taşımaya çalıştıkları için tabi hem onlar üç katı falan yoruldu hem de lee deliliğin sınırlarında gezdi. övünmek gibi olmasın, bizim lee biraz sinirli bi arkadaş. bonzai gençlik ise tüm bunlar olurken sürekli telefonla mesajlaşıyor ve gülüyordu. şimdi gözünüzün önüne merdivenden şifonyer çıkaran iki ergen getirin. sonra da birinin telefonla mesajlaştığını diğerinin de ehehehe mehehe diye salak salak güldüğünü. çok değişikti. pek sevdiğim bir rap şarkısı der ki: "bonzai kafayi bozai

neyse bir şekilde taşındık, çıktığımız evi kiraladık, yeni evi yerleştirdik falan. işler bitti, hafiften biz de bittik. sıcaklar da basmaya başladı. kaçalım buralardan derken kendimizi  2 insan ve 1 köpek olarak, arka camı köpek salyasından görünmez hale gelen bir arabada, muğla yollarında kayahan dinlerken bulduk. 

50 kiloluk bir ayı ile uzun yol gitmek zor gibi gelebilir. ama bize esas zor gelen (benim yol için cd yapmayı unutmam sebebiyle) neredeyse bütün benzin istasyonlarında dinleyecek düzgün bir şeyler aradığımız halde sadece şu yandakini bulabilmemdi. nispeten dinlenebilir diye düşündüm alırken. hem iki cd falan bizi idare eder dedim. ama olmadı, olamadı. zaten çoğunu beğenmedik. beğendiklerimizle de 700 km yol gidilmiyormuş. kayahan şarkıları tutması ne demek onu da bildik öğrendik. biz ettik siz etmeyin canlarım. düzgün bir cd yapmadan uzun yola çıkmayın. 

yaklaşık 10 saatin sonunda muğla'ya vardık. oradan da önce dalyan'da yemek yiyip sonrasında akyaka'ya pele'nin teyzesinin evine yerleştirdik. aşağıdakiler tatilin ilk gününe uyandığımız bu güzel evin güzel bahçesi.. sabah sekiz falan gibi uyanmamızın sebebi kendimizi akyaka civarındaki koyları gezen bi tekneye atma hevesimiz. yalnız temiz havadan mı bilmiyorum, tüm tatil boyunca bir kez bile saate gerek duymadan uyanabilmiş olmam mucizeydi.




akyaka'ya çav bella deyip dalaman'a pele'min evine gittik. yalnız dalaman çok sıcak memleketmiş onu da yazın bi' yere. ben yine kıbrıs'tan alışkınım sıcağa da evde klima olmasa lee kesin ağır sıcak travması ne bileyim zehirlenmesi ya da cinneti falan geçirip bizi enlemesine doğrardı. ay lav her odasında klima olan pele evi :) 

dalaman'da kalırken de göcek, dalyan, iztuzu falan bi' yerlere gittik. göcek'te de tekne turu yaptık. göcek koylarına insan can verirmiş. alttakileri pele çekti. ben bu seriye "insan fotoğrafı çekme konusunda aşırı başarısız bi insan olan pele'nin manzara fotoğrafçılığında nirvana'ya ulaştığı anlar" ismini verdim. retrica olmayaymış iyiymiş gerçi. orjinalleri daha bile güzeldi bence. 





bu duvar resmi de bedri rahmi'ye aitmiş. teknenin uğradığı koylardan birindeydi. ben görünce deli gibi incelediğim için aklıma foto çekmek gelmedi. bunu netten buldum.



alttaki fotoyu lee'nin özel isteği üzerine çektim. kendisi godaman olmayı kafaya koyduğundan beri ilgi alanımız inşaat sektörü ve armatörlük falan. sonra göcek'te çarşı pazar gezinirken ona bu tekneyi buldum. içinde olamasak da ilk teknemizin önünde şarabımızı içtik sonuçta. bence bu da bişi.




bu arada hayatımda gördüğüm en sıcak deniz suyu iztuzu'nunki oldu. yani o kadar sıcaktı ki sanki alttan alttan biri denize çay suyu falan döküyor gibi saçma sıcaktı deniz. 
biz pele'nin "hee buralar öyle ya" diye olayı aşırı normal karşılamasına aldırmadan lee ile kafada kurduk da kurduk. "yok kesin buraya sıcak su akıntısı karışıyor bi yerden, yok acaba termal mi var" ama öyle böyle değildi yahu,  böyle sıcak bi' deniz suyu yok. 

bir de hava saçma bir şekilde rüzgarlıydı. plaj da kumlu olunca tadımız kaçtı. benim iğrenç türk kahvem masaya devrildi. onu toparlayalım derken masadaki nar suyu telefonuma döküldü falan. o yüzden sanırım iztuzu'nda düzgün foto çekememişiz pek. zaten alttaki foto netten arak. öyle şahane bir yer olduğunu düşünmedim. yine de iyi ki gitmişiz. 



sonra pele'yi dalaman'da öpüp koklayıp lee ile fethiye'ye gittik. ölüdeniz'de o pedal çevirmeli yunuslara bindik. (deniz bisikleti demek istiyordu) kendi çapımızda ilk denizcilik maceramızda kendimizi, karı koca dünyayı turlayan atasoylar kadar havalı ve maceracı hissediyorduk. ta ki ben yunus'tan denize girene kadar. niyeyse bi' korktum falan. oluyo arada öyle şeyler bana. 

sonra da aynı gün kayaköy'e gittik. lee deli gibi anlatıyordu ne zamandır. iyi ki gitmişiz. köyün kendisi de çok güzeldi, kaldığımız pansiyon da. yakındaki gemile(r) koyu ve oradan sürat teknesiyle ekşın yapıp vardığımız soğuksu koyu da. hepsi pek bi' güzeldi. aşağıdakilerin hepsini ben çektim mesela. fotoğraf çekmeyi hiç bilmiyorum aslında ama ortam o kadar ekmekliydi ki.. baktığımız her yer zaten resim gibiydi. 


 (üstlerine tıklayınca kocaman oluyo bütün fotolar)


kayaköy'den kaş'a da gidecektik ama son günümüzü oraya gitme ve oradan dönme çabasıyla harcamamak için vazgeçtik. son geceyi tatil boyunca yediğimiz en güzel yemekleri yapan blue butterfly isimli güzel yerde rakı içerek ve lee ile güzel güzel sohbet ederek geçirdik. bi' ara içime öyle bir mutluluk geldi ki anlatamam. hayat ne garip dedim. bazen her şeyi bitiren ama ağır sancılı tek bir adım insanı nasıl da iyiye güzele götürüyor. tüm bunları düşünürken gözüme şu güzel kare takıldı. o anı hiç unutmamak için fotoğrafını çektim hemen.




yazıya "naber" ile başlayıp geldiğim nokta değişik gelmiş olabilir. onu da hemen açıklayayım. (hüzünlenince goygoylu konulara geçiş yapıyordu.) dönüşte bir tek kayahan şarkısı daha dinleyemeyeceğimizden o kadar emindik ki cd çalara dokunmayıp fm kanallarında turladık bir süre. o ara durduğumuz bütün benzinliklerde dinlemelik başka cd ararken ve yine düzgün bir şeyler bulamazken elim "naber" ve de "alt dudak"ın hatrına hande yener'e gitti. mudanya üzerinden istanbul'a dönerken, "tatilden de zaten böyle dönülür, hakkını verelim" deyip "astala vista beybi" nağmeleriyle şehre giriş yaptık. çünkü tatilcilik bunu gerektirir. (deyip bir daha cd yapmadan yola çıkmamaya and içmişti)


son olarak pele ve lee iyi ki varsınız siz. ve çok rica ediyorum olmaya da devam ediniz. ne güzel tatildi beahhhh! 

o zaman bi' daha cheers!

ve de muck. 

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...