17 Ekim 2015

çünkü bir şeyler normale dönmeli.

gece yine kanepede uyuyakalmışım. ayı hayvanı sifu da gelip üzerime yatmış. üzerimde 50 kiloluk bir ayıyla kaç saat uyudum öyle bilmiyorum ama bacaklarımı hissedip doğrulabilmem için ayıyı kovmam ve on beş dakika kadar beklemem gerekti. 

lee ben uyurken çıkmış. evde dolaplara gömülmüş üç tane davul seti var. bir tanesine daha aşırı ihtiyacımız olduğu için gidip yenisini alacaktı. ama hakkını yemeyeyim. bu seferki eve kurulabilir cinsinden, elektronik. sesi kısılıp açılabiliyor. böylece lee istediği gibi çalacak komşular da bizi kovmak için imza toplamayacaklar diye umuyoruz. 

dün de lara fabian konserine bilet almış. bu akşam ona gideceğiz. aslında ben çok hayranı değilim fabian'ın ama her ne çalacaklarsa çok iyi çalacaklarından eminim. canlı müzik güzel çalındığında dünyanın en güzel şeylerinden biri. fotoğraf çekmeyi başarırsam buraya da koyarım anı olur. 

havalar soğudu. o arada ufak çaplı bi' grip atlattım. yataktan çıkamayacak kadar değil de halsizlikli, hapşurmalı, tıksırmalı şeyler. kışlıkları çıkarmam lazımdı. normalde bir günde bitecek işi hastalık yüzünden bir haftada bitiremedim. günlerdir onunla uğraşıyorum. aynı valizdeki bazı şeyler kokmuş bazısı kokmamış. sebebini anlamadım ama hepsini baştan yıkamaya gücüm yok. temiz kokanları tıktım dolaba. gerisi çamaşır makinesine. 

eve almam gerekenler listesi yaptım. yatak odası hala fazla boş. o boş hali bana kendimi kötü hissettiriyor. çok eşya sevmem ama anladım ki o kadar eşyasızlık da bozuyor bazen insanın sinirini. bi' ara perde işini buldan kumaşından örtü ile çözmeye çalıştım. hiç düşündüğüm gibi olmadı. şimdi başka şeyler planladım onlarla daha iyi olacak. almam gereken halılar var. halı beğenmek çok zormuş meğer. ya deseni dandik ya da kalitesi. hepsine tamam  desen ölçüleri tutmuyor falan. son iki haftadır türkiye'de satılan bütün halılara vakıfım. tarayıcı geçmişimde en çok halı siteleri var. en son, yatak odası için şu soluk, gri çiçekliyi beğendim. girişteki uzun koridor için de kahverenginin yolluk olanını.ama gidip orjinalini de görmek lazım. anladım ki nette görüp halı alınmıyor. 

 

ayrıca tv sehpasına ihtiyacımız var. onu da ikea'da buldum ama stoklarında kalmamış. yarın lee'yi kandırabilirsem gidip almayı umuyorum. aslında ilk şu alttakine göz koymuştuk ama ayakları çok yüksek bunun. konsol gibi duracak bir şey olmasın diye vazgeçtik.


yeni evime böyle alışmaya çalışıyorum işte ben de. hâla dilediğim düzeni oturtabilmiş değilim. lee de henüz alışamadı bir çok şeye. bana sürekli bir şeylerin yerini sorup duruyor. umarım en kısa zamanda adapte olacağız.

bazen eve güzel şeyler bulup alıyorum. hepsinin tek tek fotoğraflarını çekip buralara atmak istiyorum ama çeyiz telaşındaki tatlışlı minişli boş kafalı kızlar gibi görünürüm diye korkumdan yapamıyorum. o kadar da değil. 

ikametgahımın ve aile hekimimin de değişmesi için oraya buraya başvurmam gerekiyormuş. sonra bazı sağlık kontrollerine ihtiyacım var. çünkü tüm bunlar olurken sağlığıma her zamankinden daha çok dikkat etmem gerekiyor. değerlerime falan bakılması gerekiyormuş ve ben her gittiğimde hastanelerden arkama bakmadan kaçmak istiyorum. durum böyleyken nasıl idare edeceğim hiç bilmiyorum. 

bir de kpss için dersaneye başlamam lazım artık. onu da bir türlü seçemiyorum. ama bu hafta içi artık kayıt olacak bir dersane bulmam lazım kendime. tabi sonra da ders çalışmaya başlamam lazım. bunca yıl sonra kafam alacak mı anlatılanları bilmiyorum ama bir kez bile olsa denemem gerektiğini hissediyorum.  bana şans dileyin. 

normalde böyle şeyler yazmazdım sanırım ben ama bir şeyler yazmam gerekiyordu. kendimi zorlamam gerekse bile neşemi kaybetmemem lazım. ona ihtiyacım var benim. çünkü inanç nâmına pek bir şeyi olan bir insan değilim. neşeye ve ne olursa olsun goygoy yapabilmeye inanıyorum. 

yetmez dersen aşure yapmak istiyorum mesela bu yıl ilk kez. mevzu aşure değil de sabrın büyük sevabı var onu biliyorum. bir de içinden 'ölmüşlerimizin canına değsin' diyerek koca kazanla komşu kapılarını çalmanın gücüne inanıyorum. 

Ateş külde söner, acı yürekte diner.
Acı paylaşıldıkça azalır,
Sevgi paylaşıldıkça çoğalır.
Acılar azalsın, sevgiler artsın.
Kinler bitsin, dostluklar pekişsin.
Yeni yaşamlarda yeni çiçekler yeşersin.
Allah kalanlara uzun esenlik dolu yaşam versin.

ve bir daha böyle şeyler yazmak istemiyorum. 

hoşçakalın.







12 Ekim 2015

➳ ne kötü günler bunlar

böyle zamanlarda bütün facebooklardan twitterlardan falan kaçasım geliyor. yazılan her şey mi bu kadar boş olur. bence o ölen insanlar siz ertesi gün bunun üzerinden birbirinize siyaset çakın diye ölmediler. bence artık kimse kimseye çakmasın diye öldüler. yoksa ne işleri var adı barış olan bir mitingde. böyle zamanlarda facebook beni insanlardan soğutuyor. 

ama başka şeyler de yapıyor bana. mesela demin fermina şunu paylaşmış facebook'ta. 


izmir'de çok sevdiğim bir arkadaşım yaşıyor. daha önce onu göreyim diye izmir'de olmayı istediğim çok an oldu. ama hiç tanımadığım bir insanın cenazesine katılabilmek için izmir'de olmayı isteyeceğim hiç aklıma gelmazdi. neden gelsin? keşke berna ölmeseydi, ben de bu duyguyu hiç bilmeseydim. 

bir de birisi şu alttakileri yazmış ekşi sözlüğe. bu yazılanları da anlamamayı dilerdim.


bugün tüm bu olan bitenden bağımsız olarak pek keyifli bir gün de değil benim için. düşünmek istemediğim bir şeyler oluyor bazen hayatımda. herkese olduğu gibi. ve herkes gibi bende neyi, nasıl düzelteceğimi bilmiyorum bazen. bugün öyle bir gün. üzerime kalbimi işaret eden bir tabela asıp üzerine de " bu kırılınca çok üzülüyorum" yazmak istediğim bir gün. gerçek dışı düşünceler silsilesi.

dışarı çıkıp tütün kağıdı almam gerekiyordu. yağmur bana inat daha da arttı ben yürürken. yanımdan geçen minibüs öyle saçma bir hızda geçti ki neredeyse sıçrattığı sudan sırılsıklam olacaktım. bir saniye farkla falan yırttım. sinirlerim boşaldı sonra. bütün yol boyunca ağladım.  kapşonum vardı ve yağmur yağıyordu. kimse görmedi. iyi ki görmedi. tütüncüden sonra markete gittim. alışveriş yapmanın insana iyi gelen bir tarafı var. belki yine iyi gelir dedim. anneme kayısılı sabun, lee'ye çorap, eve de leğen ve çöp kovası aldım. dönüş yolunda annem aradı. annemin çocuklarına karşı tuhaf bir altıncı hissi var. bunun için yüzlerce örnek sıralayabilirim. ama ne zaman hasta ya da mutsuz olsam annem arar. eskiden çalıştığı yıllarda da öğlen canım ne istese akşam annem onu alıp gelirdi mesela. çok şaşırırdım buna. ama nedense söylediğimde o şaşırmazdı. annelik der geçerdi. buna daha çok şaşırırdım. yolda aradığında da sesime çeki düzen vermeye çalıştım. hisseder gibi oldu ama "anne bim'e şahane kovalar gelmiş, sen de alsana" falan diyerek laf karıştırdım. içinden "çok mutsuz olsa kovadan bahsetmezdi herhalde, neyse sorup da darlamayayım" dediğini de ""aa öyle mi, beyaz da var mıydı?" diye sorarken ben hissettim. sonra " anne sana kayısılı sabun aldım" dedim. " kayısıyı nerden buldun?" dedi. "kayısıyla sabun aldım" dedim sanmış. öyle deyince güldük. bugün beni sadece annem güldürebilirmiş meğer. 

ben küçükken annemle babam çok kavga ederlerdi. öyle zamanlarda odama kaçar kitap okumaya başlardım. kendimi başka dünyalara atabilmek için. iyi de gelirdi. az önce çoktandır girmediğim goodreads'e gireyim dedim. tanımadığım birinden şu mesaj gelmiş. 


sevgili jade, orhan pamuk'a 'insanın kalbi kırılınca yazmak iyi gelir mi?' diye sorar mısın benim için? yazmayı öğrendiğim günden beri hep bir şeyler yazıyorum. ama hâla bunun kötü zamanlarımda bana iyi gelip gelmediğini bilmiyorum. bunu bilmem lazım. 

iyi geceler. 



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...