28 Mart 2016

➳ merhaba ne zaman başladığı belli olmayan gün

en güzel makyajımı yaptım çünkü birazdan nalet giresice kpss için lisenin birine başvuru yapmaya gidiyorum. orada fotoğrafımı çekeceklermiş. göz kırpsam diyorum şöyle objektife ya da 333 mü yapsam yoksa huni mi takıp çıksam evden? ama huni olmaz. evde sadece pembe huni var. hiç resmi değil. lacivert falan olsa neyse. ay delirdim.

aslında son günlerde buraya çok başka şeyler de yazasım var ama memlekette üst üste bin tane patlama olunca insan kendi sesini duyamaz oluyormuş. hem hangi birine isyan edeceğimi bilemiyorum artık. ankara'da patlama hooop herkesi ara tara iyiler mi diye kontrol et, gümmm istanbul'da patlama hem anneyi ara iyiyim evdeyim merak etme falan de sonra yine eş dost iyiler mi diye darla. istiklal caddesinde patlama olduğu sırada abim taksim meydanındaymış. yarım saat önce de patlamanın olduğu yerin oradaki atmden para çekmiş. hani şu fakirlerin karanfil bıraktığı yer var ya onun 5-10 metre ötesi. kahretsin. 

dışarı çıkmaya çok korkuyorum. ama konusu geçince 'ya öyle de yaşanmaz ki korkuyla, o zaman hiç evden çıkmayalım.' diyorum. içimden de allah kahretsin diyorum. inançlı biri de değilim. nasıl bir çaresizlikse artık hissettiğim. 

lee de inançlı biri değil. geçen gün konuştuk o da aklına kötü bir şey gelince hemen "allah korusun" diyormuş. bizim büyük çaresizliğimiz. 

gece hiç uyumadım. ama hani yatarsın da gözüne uyku girmez, öyle değil. kıçım yatak görmedi diyelim. 310 tane soru çözmüşüm o ara. kaç kahve içtim bilmiyorum ama araya bir kupa salep bir fincan da çay sıkıştırmışım. onu da mutfak lavabosuna bakınca fark ettim. mutfak lavabosundan da nefret ediyorum. özellikle doluyken. 

şu başvuru işinden sonra bankaya gitmem lazım. sonra gelip evi derleyip toplamam, çamaşır yıkayıp asmam, woodstock'tan hallice giysi odasını toparlamam ve sanırım bi' ara yemek falan yemem lazım. 

böyle sayıp sövüp gitmeyeyim, iki faydam dokunsun. geçen gün room filmini izledim. ben öyle her filmi izleyebilen bi insan değilim. matah bir şey olduğumdan değil. uzun süre bir yere öyle bakamama gibi bir sorunum var. ama room ne güzel filmmiş. çok beğendim. 

başroldeki kız oscar aldı. bence hak etmiş de almış. ufaklığın da hakkını yemeyeyim. o da pek bi' gerçekti. ikisi de çok gerçekti. böyle olunca çok seviniyorum. oynadıklarını unutunca daha kolay izleyebiliyorum çünkü. 



bloggerlar ne güzel film eleştirisi yapabiliyorlar. çok tırtım ben bu konuda. beğendim beğenmedim diyebiliyorum sadece. bir oklava kadar vizyonsuz bi insanım film konularında. ama izleyin bak çok güzel. 

aslında film emma donoghue isminde bir yazarın kitabından uyarlamaymış, adını ilk kez duydum. ama türkçe çevirisi varmış iyi ki. onu da gidip alayım bi' ara ben. belki kitabı daha bile güzeldir çünkü çocuğun ağzından yazılmış. çocukların ağzından dökülen her şey güzeldir. ağzını burnunu yediklerim. 

söyleyeceklerim bu kadar. 

öptüm.




Hiç yorum yok :

Yorum Gönder

Yorum

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...