15 Nisan 2016

★ smo:4 ne olmadan yaşayamam?

otuz günün en kazık sorusu bu. elbette insanın aklına ilk ailem, sevdiklerim demek geliyor. ama az daha düşününce ipin ucu gelmiyor. mesela iç organlarım çok lazım bana. tabi dış organlarım da. ayhh düşündükçe ürküyorum zaten korkak bi' insanım. 

en çok bağlı olduğum eşyalarımı düşüneyim dedim. etrafa baktım baktım baktım.. fark ettim ki koca evde en sevdiğim eşya ortalıkta bir tane bile olmayan şeymiş. fotoğraflar. 

mesela haberlerde evi yanan aile görünce ben en çok fotoğraflara üzülüyorum. anılara gereğinden fazla önem veriyor olabilirim. ama ne yapabilirim.

o yüzden cevap olarak anılar deyip başlıyorum. gidin kahve falan alın. kısa yazamama gibi bi' problemim var çünkü benim. evet.

ilk aklıma gelenle başlayayım. 

babam kitapları çok sever. çok sevdiği yazarları da arkadaşı falan sanır. ahmed arif'ten bahsederken ahmed abi der mesela. aşık veysel'den hemşerim diye bahseder. sevdiğim bi' yazarı aileden gibi görme huyum babamdan geçmiş. ama bu da durup dururken olmadı. anlatayım. 

daha okuma yazma bilmezken bile babam beni mutlaka kitap fuarına götürürdü. kapıdan içeri girer girmez de o gün imza günü olan yazar kim onu sorardı. kendisi adını duymamış bile olsa mutlaka o yazarın standına gider, sonu gelmez kuyruklarda beklerdik. ama sıkıldığımı hiç hatırlamıyorum. babamın her zaman anlatacak hikayesi vardır çünkü. konuşa konuşa geçerdi zaman bir şekilde. sonra sıra bize gelince de elime kitabı tutuşturur yazarın önüne itelerdi çaktırmadan. imzası için ter döktüğüm bütün yazarların benimle çok ilgilendiklerini hatırlıyorum. sonra o kitap hep benim adıma imzalanırdı. 

mesela bir demirtaş ceyhun anım var. o güne kadar adını hiç duymamıştım ama babam çok heyecanlanmıştı. meğer sevdiği bir yazarmış. kuyruk bitip de masanın iki ucunda karşılıklı kaldığımız anı hatırlıyorum. babam yine sanki tanıyormuşcasına elini uzatıp tokalaştı adamla. sonra da beni gösterip "hocam bakın hemşeriniz olur, kızım da mersin doğumlu." dedi. o anda çok fazla anlam veremediğim bir neşeyle kollarını açıp "aaa öyle mi gel o zaman gel sana şöyle bir sarılayım." dediğini hatırlıyorum demirtaş ceyhun'un. gittim dolu dolu  sarıldı, adımı sordu sonra da şu alttakini yazdı bana. 

"Hemşerim S. kızıma sevgiyle."
bakın o da beni benimsemiş. 


sonra bütün fuarı gezip bitirdik, oradan da istiklal caddesi üzerinden gezi parkı'na geçip sokak simidiyle karnımızı doyurduk. babamla adamın gıybetini yaptık. daha doğrusu o yaptı. solcuymuş abi, sendikacıymış. ideolojisindeki her noktaya katılmasa da hikayeciliğini seviyormuş babam.  bu arada babam da solcu. fraksiyon meselesi dedi. çok kurcalamadım.  

babam kitabı ödünç istedi benden. dur dedim önce ben okuycam. tamam dedi. ayrıca "dikkat et lütfen bana imzalandı o" diye de tembihlemeyi ihmal etmedim. güldü  "tamam, söz." dedi. 

mesela bu anımı benden almasın kimse. o zaman ben, şimdiki ben olamam çünkü. bazen depişsek de şimdiki benle aramız çok iyi. bozulsun istemem. 

bir anı daha anlatıcam. 

temsili biz
temsili biz

bu da çocukluktan. sanırım altı yaşında falanım. gündüz böyle evde abimle televizyon izliyoruz. havuz sahneleri var. niyeyse çok zoruma gitti havuzumuzun olmayışı. havuzu bırak evde küvet bile yok.  ağlamaya başladım. âbim hâlime çok üzüldü. 

o da çocuk. dokuz yaşında sadece, o kadar çocuk ama iyi bir abiydi hep. bir şey yapmak, beni neşelendirmek zorunda hissetti kendini. "sen bi dakka bekle gelme içeri ben seni çağırıcam." dedi gitti. ne kadar zaman geçti üstünden bilmiyorum "geeeeeeeel" diye bağırdı bana. 

büyük yeşil bi' leğenimiz vardı, onu koymuş balkona. o dokuz yaşındaki haliyle kaç kere tur yaptıysa artık, banyodan kova kova su taşımış. leğen dolunca da gururla beni çağırmış. o ses  hâlâ kulaklarımda benim

"geeeeeel"


sevinçten aklımı kaçıracaktım. hemen soyundum mayomla kaldım (altımdaki beyaz, pamuklu çocuk donu) atladım leğene yüzmeye(yüzmek?) başladım. şimdi düşününce bir leğen ne kadar büyük olabilir? ayak göbek ıslatmaktan başka ne yapmış olabilirim onun içinde. ama o anki mutluluğumun tarifi yok. 

tabi âbim prodüksiyonda sınır tanımıyor, leğeni alttan kaldırıyor "dalga geliyooooo!" diye bağırıyor falan. deli gibi eğlendik. tâ ki annem işten dönene kadar!

balkonun kapısının açılmasıyla annemin çığlığı basması bir oldu. "napıyosunuz siz burda? suyla şaka olur mu? o leğen nasıl geldi buraya? ayağınız kaysa, boğulsanız, bu çocuğun bu hâli nedir? bi' de abi olacaksın sen!" derken annem tek eliyle beni sudan kaptığı gibi diğer eliyle abimin ağzının üstüne yapıştırıverdi. tabi zavallım ağlayarak kaçtı ortamdan. annem de balkonda elinde koca havlu beni kuruluyor mu dövüyor mu belli değil. kaçsam kaçamıyorum ben de ağlamaya başladım.

"sen benim abime niye vuruyosun, sen ne biçim annesin? abim bana havuz yaptı? bırak beni abime gidicem!" ama nasıl ağlıyorum. sonra üstüme bir şeyler giydirdi de kurtuldum elinden. koştum gittim, kendini odasına kapatmış ağlıyo çocuğum. sarıldım öptüm ama nasıl yalvarıyorum "aaabiii n'olur ağlama, hep benim yüzümdeeeeğğnnn, özür dilerim abiiiimmmmm." burada gözünüzün önüne küçük emrah'la küçük ceylan getirin.

iki kardeş epey bi' ağladık. sonra annem geldi. halimizi görünce üzüldü sanırım. yanımıza oturdu, yaptığımız şeyin ne kadar tehlikeli olduğunu, bizi öyle görünce nasıl telaşlandığını falan anlattı. ben çok akıllıyım ya, son bir rest çekeriz diye "tamam anne, seni affetcez ama özür dile abimden" diye yol yaptım. ama annem yemedi. "ne affetcem be! ikiniz de salaksınız! yürüyün hadi yemek yaptım!" diye bizi mutfağa iteledi. çok acıkmıştık zaten ses çıkarmadan düştük önüne. bilirsiniz yüzmek acıktırıyor insanı. 

bu anımı da almasın kimse benden bunsuz da yaşayamam. daha dramatik olması için yazımı şu sözle bitirmek istiyorum. 

anılarım olmadan asladsdsdsdsjds.

öptüm. 






11 yorum :

  1. Anılar çok güzelmiş, hiçbirimizin anıları kaybolmasın, onlarsız asla.
    Bu arada aynı kitaptan benim de var adıma imzalanmış ama nasıl. Bir vakitler TRT1 TV'nin TRT1 olduğu zamanlar "Akşama Doğru" diye bir program vardı, Seynan Levent sunardı. Çarşamba günleri bir konuk çağırır, o konuk bir soru sorar, program sonuna kadar telefonla ulaşabilip dogru cevabı verenlerden kura çekilir, konuk bir hediye verirdi. Bir ara telefon başında nöbet tutar olmuştum çarşamba günleri. 8-9 hediyem var ordan kazanılmış, artık adresimi bile sormuyorlardı :) Demirtaş Ceyhun'un konuk olduğu programın sorusunu da bilmiş aynı kitabı imzalı kazanmıştım, hala kitaplığımın vip raflarında durur :) Bak işte anısız olmuyor, iki taşın arasında anlatıverdim. Sevgiyle...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. gitsem google'lara yazsam, facebook twitter dolaşsam "bu kitabın imzalısı kimde var?" diye, bulamam. bulamayız. ne kadar güzel tesadüf oldu bu! :)

      akşama doğru'yu hatırlıyorum ben, neredeyse ergenliğin başına kadar yayındaydı. kadının huzurlu sesi de kulaklarımda çınladı şimdi. ne iyi oldu.

      benden de sevgiyle, hatta böyle koca koca çiçeklerle.. ^_^

      Sil
  2. Ah yaaa, ne tatlı anılar... Ben de tam bi anı ve nostalji insanıyımdır. Senin kadar iyi hikayeci değilim ama. Harika anlatmışsın, hele o abili leğenli anıyı :) benim sabitim lipstick! Anlatıcam onu blogda, karar verdim. Lost ta 'constant'lı bi bölüm vardı sabit bi nesne-insan seçiyolar paralel hayatta da mevcut olan falan. Desmondlu bi bölüm, "o olmadan olmaz" eşyasına sabit dedim, o yüzden. Hatırlayan varsa bu da bi nostalji olsun.. Lost diyorum dile kolay :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ay çok teşekkür ederim. yaşarken çok zevklilerdi, yazarken de hem eğlendim hem içlendim.

      ben lost izlemedim hiç, yıllardır bununla ilgili bir sürü espriyi anlamıyorum.sırf bu yüzden oturup izliycem. aman şakadan komiklikten geri kalmayayım dünya yansın, bilim falan bilmeyeyim ama şakaları kaçırmayayım diye can veriyorum yemin ederim.

      Sil
  3. Çok mutlu hissettim okurken.Benim de en zorlandığım soru oldu doğrusu bu yüzden kestirip attım ama siz üşenmemişsiniz işte budur tebrikler!^^ Benim de abimle öyle çocukluk anılarım çok.Annem eve gelmeden bir haltlar karıştırıp sonra nasıl saklayacağımızı şaşırırdık.Her defasında suçlu abicim olurdu büyük diye,şimdi anlıyorum :')

    Sevgileeeer <3

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ayhh çok sevindim, ne güzel öyle hissettirebildiysem :)

      sen de anlat o abili anılarını lütfen. içinde çocukluk geçen bütün anıları okumayı çok seviyorum ben. filmleri, kitapları seçerken bile elim ilk çoluk çocuğun gözünden anlatılanlara gidiyor.

      sevgileeeer artı kalpler kalplerrr ^_^

      Sil
  4. Yanıtlar
    1. birinci sınıfa başladığım gün beni okulun kapısına kadar götürüp içeri girmemişti. ben vızıldanınca da "bak, artık sen bir bireysin. buradan içeri girdiğinde artık yaptığın her iyi ve kötü şeyden tamamen sen sorumlusun. bu sebeple içeri girmemin senin hikayene saygısızlık olduğuna inanıyorum. tabi istersen yine de gelirim." demişti. içimden "taaam be taaam gelme istemez" deyip dışımdan "hımmm haklısın baba, gelme sen" dediğimi çok net hatırlıyorum.

      birey falan olmadım tabi bir anda ama solcu baba kızı olmak nedir anladığım andı sanırım o an. :)

      Sil
  5. Hayvan gibi duygulandım şuan

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ben de okudum az önce, ben yazmamışım gibi saçma şekilde duygulandım. ay iyi ki anılar var. :)

      Sil
  6. fakat her yazıyla insan iyi ki meydan okuma diye bir zımbırtı var diye sevinir mi? :)

    hem güldüm hem hüzünlendim... Tarık Akan kardeşine televizyonu almış gibin bir şey oldum..

    YanıtlaSil

Yorum

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...