1 Mayıs 2016

★ smo: 18 "yeahhhh i'm still alive.."

saçaklı'nın tüm soruları burada
tüm cevaplarım da burada


★ gittiğim ilk konser? 

13 yaşında falanım, babam eve elinde bi' gitarla girdi. ama kılıf yok, sadece gitar. sapından tutuyor öyle. bu ne? dedim. "gitar kursuna yazdırdım seni" dedi. oheyy yihuu aslan babam şeklinde bilumum yalakalıkla kaptım elinden. bu arada kursu organize eden de kendisi. o zamanlar shp ilçe örgütünde çalışıyordu. bir toplantı sırasında 'gençleri daha aktif görmek istiyoruz' gibi laflar dönmüş. babam da ortamlarda solculuğu ve iyi gitarcılığıyla ünlü bir arkadaşını bulup, "tuncay, bundan sonra hafta sonları burada gitar kursu veriyorsun abicim!" diyerek olayı çözmüş. 

kısa süre sonra dersler başladı, bütün bir kış boyunca da aşırı neşeli şekilde devam etti. bir de en küçük bendim ve biraz geç kalsam falan hemen evi arıyorlardı başıma bir şey mi geldi  diye. çok sevildiğimi hissediyordum orada ben.

gerçi bunda, babamın "çocuklar dondu yahu! çay yok mu çay, çay getirin!" diyerek yönetime karşı çıkardığı isyanın da payı olabilir.  

gel zaman git zaman akordu, notaydı derken molalardan birinde tuncay abi ve öğrencileri olarak sohbet ediyoruz öyle, konular hep müzik ve gitar üzerine dönüyor tabi.  "gitarın nasıl çalınacağını öğrenmek için sadece çalışmak yetmez, iyi müzik dinlemek lazım, mesela eric clapton dinlemek lazım." dedi tuncay abi. ben de ilk defa duyduğum bu ismi not alıp kurs çıkışı gittim kasetçiye, son paramla bi' eric clapton kasedi aldım. 

birkaç hafta boyunca sadece o kasedi dinledim, sevmeye çalıştım lakin ayhh allaaam nasıl sıkılıyorum, içim bayılıyor adamın kasvetinden. hiç de haksız değilmişim bence. ulan on üç yaşında çocuk ne anlar clapton'dan? yine de direnebildiğim kadar direndim, ses etmedim. bi' gün molada bu sefer o beni kıstırdı. "n'aptın abicim dinledin mi eric clapton?" dedi. yanımızdaki aklı evvellerden biri benden önce atladı "oouuu süper adam! aaa müthiş gitarcı, oo yeah büyük müzisyen" ay nasıl kaptırdılar öyle. aha dedim aradan kaynarım ama o ara bi' sessizlik oldu bana döndüler, ergenliğin verdiği tüm utançla lafı "eee ööö diye geveleyip sonunda "yhaaa ben dinleyemiyorum onu yaaa, aaabi noolur başka bir grup falan söyle, çok sıkıldım!" diye dökülüverdim. 

tuncay abi önce bi' şaşırdı, uzun uzun düşünüp "hımm, bak nirvana diye bi grup var, onu dinle bari, gitarın nasıl çalınmayacağını öğrenirsin" dedi. 

ahhaahaha allahım! 

 o anda hiç anlamadığım bu tarife yirmi yıldır her aklıma geldiğinde çok gülüyorum. 


ama ikiletmedim, koca gitar sırtımda kurstan çıkıp şişli'ye doğru yürümeye başladım. bahçeli büyük konağa gelmeden 'germinal' diye bi' kasetçi-kitapçı vardı o zamanlar. içeri girip satıcı çocuğa "nirvana" albümü istiyorum dedim. 'bu tarafta' deyip beni üzerinde grunge yazan bi' reyona götürdü. "hangisi?" dedi. ne bileyim hangisi? kaldım öyle. sonra kapağını en beğendiğimi aldım. 

eve gelir gelmez taktım kasedi. ilk şarkıdan "işte bu! işte buuu!" diye coşmaya başladım odamda. (gaza gelip bir miktar air guitar çalmış bile olabilirim ama yüzüme vurmayın başka yerde, bozulurum)

o günden sonra yemedim içmedim, elime geçen her parayı, o grunge reyonuna yatırdım. tüm bunlar olurken biraz büyüdüm, liseye geçtim.
liseyi hiç sevmedim ben, tek bir gün bile. hiç arkadaşım yoktu okulda, asla öğretmen olmaması gereken idarecilerle de aram hep bozuktu. o arada pearl jam'i keşfetttim. her sabah yarı uyur halde, yedi gibi evden çıkıp okula yürürken walkmanimde pearl jam çalıyordu. o zaman iyi hissediyordum bir tek. sanki eddie ile birlikte yürüyorduk. ergen hezeyanları işte. ama öyle düşününce iyi geliyordu. 

okulu sevmiyordum, arkadaşım yoktu falan ama çok şanslıydım çünkü oturduğumuz binada kızlı-erkekli altı ergendik biz. onların da en küçüğü ben, ama hepimiz birbirimizi daha da grunge yaptık o binada. ölüm yıldönümünde mumlar eşliğinde kurt cobain anması yaparken odamdaki halıyı yakmışlığımız var mesela. (annem hâlâ lafını ediyor bunun.) ya da gecenin bir yarılarına kadar oturup konularını gündelik yaşamdan alan felsefi sohbetler yapıyorduk: 

- bir insan neden uyuşturucu kullanır? biz de kullanmalı mıyız? artıları, eksileri?
- bir grunge'ın bob marley tişörtü giymesi kabul edilebilir mi? 
- aman o metalciler de biraz salak mı ne? 
- ay ama o morbid angel tişörtlü çocuk çok yakışıklı değil miydi? 
- yanındaki kısa saçlı kız çok çirkin değil miydi?
- uzun saçlı cillop çocukların kısa saçlı kızlara olan bu hayranlığı nedir? 
- naapsak gidip kafamızı mı kazıtsak?" gibi ufuk açan sohbetler. 

bi' gün yine gündüzden anlaşmışız. akşam yemeğinden sonra bizde toplaşılacak. hepsi teker teker geldi, dilan ortada yok. sonunda kapı çaldı, girdi bu içeri ama nasıl heyecanlı. "lannn lannnn pearl jam geliyo!" 

o gün, o haberle, o odanın içinde sevinçten ölmediysek konseri kaçırmayalım diyedir. 

sonra konser günü geldi çattı. okullardan çıkıp tramvay durağında buluştuk. taksim'den kalkan otobüsle düştük yollara. konser 'dünya ticaret merkezi' diye bi' yerde ama adı 'dünyanın ucundaki merkez' olsa daha yerinde olurmuş. yine de hayatımın en güzel yolculuğuydu o. 

gözünüzün önüne bir otobüs dolusu tıfıl grunge getirin. o gün okulu asıp, bayrama gider gibi süslenmiş (ne kadar yırtık kot, ne kadar oduncu gömleği = o kadar süs) kız ve erkek çocuklarını. ve bu çocukların yol boyu hep birlikte jeremy söylediklerini. o gün hepimiz birer jeremy idik o otobüste.


foto: pinterest ama o gün bi' tellerden atlamadığımız kaldı
sonunda, yol boyu kafası şişen şoför bizi 'son durak' diye bir dağın başına atıp gitti. bundan sonrasını nasıl bulacağımız hakkında hiçbir fikrimiz yok. kalabalığı takip edelim dedik. fark ettik ki kimse nereye gittiğini bilmiyor. en öndekileri çevirdik "siz yolu biliyorsunuz di mi?" dedik. kız döndü "aaaa yok ya, benim işemem lazım bi' yere o yüzden öyle koptuk gruptan." meğer onlar da bu insanlar bi' uzaklaşa da ağaç mağaç bulup işesek diye önden önden koşuyorlarmış öyle. 

bunlardan bize fayda yok deyip yoldan geçen arabaları çevirmeye başladık. adamın biri "şu taraftan gidin, kestirme yol var." dedi. 

yürüdük yürüdük, karşımıza küçük bi' tünel çıktı, kısa yani 20-30 metre bir şey.  bu arada yağmur yağıyor, yerlerde sular birikmiş göl olmuş. kenarından kenarından gidelim dedik. tam tünelin ortasındayız arkamızda koca bir traktör haldır haldır geliyor. 

ben 'duvara yaslanırız değmez bize' derken abim beni kaptığı gibi tünelin dışına koşmaya başladı. hayvan traktörcü bi dur di mi? durmadı adam, ucu ucuna attık kendimizi tünelden dışarı. bu arada sıçrattığı sulardan üstümüz başımız, çantalar falan çamur içinde kaldı. can havliyle biletleri kontrol ettik. ohh şok şükür, sağlamlar.


bir şekilde bulduk yolu sonunda ve geldik dünya ticaret merkezi'nin önüne. sıkış tepiş halde bekliyoruz. hava buz gibi. ama herkes çok neşeliydi, en çok onu hatırlıyorum. bi' ara koca bir efes şişesinin uçtuğunu gördüm, kalabalığın içinde bir yere kondu. aha dedim olay çıkacak. çıkmadı. grunge fellowship babe!

saçma bir izdihama beş kala açtılar kapıları çok şükür. arkamızdan bin kişi ittirirken güvenliklerden biri tek eliyle beni diğer eliyle dilan'ı kaptığı gibi içeri çekti. "ölmeden içeri girmeyi başardık ulan heyoooooo" diye saçma sapan hoplayıp zıpladık orada. sonra bizimkiler de girdi içeri. içerideyiz laaaaaan! pearl jam yhaa pearl jam geldi oohhheeyyeyeyey! 

gittiğim ilk konser bu. 

üzerinden yirmi sene geçmiş olmasını aklım almıyor.  o gün doğanlar bugün insan diye geziyor ortalıkta. 96 doğumlu insan mı olur yahu çok saçma! bazı şeylere aklım hiç basmayacak. 

üstteki bilet netten. benimkine baktım demin bulamadım. annemin evindeki çıkınımda duruyor olduğunu umuyorum. (allahım ya yoksa!) 

yukarıdakileri yazmam aralıklı olarak üç günümü aldı neredeyse. iki cümle cevabı olan soruya yine dünyaları yazdım. sebebini düşündüm sonra da. sanırım bir gün alzheimer falan olursam "sap geldim saman mı gidiyorum?" sorusuna cevap olsun diye yazıyorum bu kadar. en azından okur okur "hee yok ya, fena hayat yaşamamışım" derim. 

bi' de demin şu alttakini buldum.




sevgili ediciğim! bu sorulara ek olarak kendine bir de "neden istanbul'a bir kez daha gitmiyoruz ki? sorusunu da sormanı diliyorum. ulan yirmi yıl olmuş, insan bekliyo burada insan!

ayrıca bana bir black,  bir de nothingman borcun var!




öptüm. 







15 yorum :

  1. çok eğlenceli yazı olmuş :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. bazen çok uzum yazıyorum, bitince de okuyan sıkılır mı diyorum içimden ama sevindim eğlendirmesine :)

      Sil
  2. Yanıtlar
    1. emekliler gibi anılarımla yaşar oldum bu ara zihin, bana da iyi geldi hatırlaması :)

      Sil
  3. hatırlayabildiğin detaylar beni benden aldı. milletin ergenliği bile havalı geçmiş beaa... :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ya evet hafızam çok kuvvetli benim, anneme bazen çok eski şeyleri anlatıyorum kadın inanamıyor hatırladıklarıma.

      ay valla havalı mı bilmiyorum da saçaklım yaşarken bir o kadar zordu aslında. tabi bu anlattığım şeyler değil, otuz dördüme gelmiş olsam da anlatamadıklarım, pek hatırlamak istemediğim şeyler de var. çok saçma, zor bir ergenlikti benimki, ay olaylar olaylar..

      Sil
    2. bak beni kendinizle buluşturtmayın! ahahhahha :)) kendime niye organ mafyası muamelesi yaptım bilmiyorum.

      Sil
    3. bizi bunlarla korkutamazlar :)))) gel gel bak daha terkos pasajı'na gidip tezgah karıştırıcaz.

      Sil
  4. Ben bilakis duygulandım okurken. Konsere gittiğiniz gün kimbilir ben hangi grunge yaşam tarzını taklit etmeye çalışıyordum. Nasıl oluyorsa hala aynıyım. Hala oduncu gömlekleri hala bez ayakkabılar hala orama burama taktığım metal malzemelerden takılar.

    Benzer yollardan gelmişiz 30'lara. Fekat Eddie ve Chris benim şimdiki kafa seslerim. Yeni bana onlar. Son 5 senenin hikayesi. Şanslıyım yani.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. artık oduncu göyneği giymiyorum çünkü yanlarım var dukuju, mabadım var anlıyor musun! geçen gün evde son kalanı denedim allahım allahım, üzerine ekose bez sarılmış yoğurt bidonuna benzedim. şu götü göbeği eritene kadar da giymem onu ben. durumum çok fena.

      senin kafa seslerin senden sonra en çok doğu'ya yarayacak biliyorsun di mi? belki hiçbir zaman merak edip dinlemeyecek ama olsun, kim istemez kendisini büyütürken yola eddie'yle, chris'le devam eden anneyi? ne güzel, ne güzel!

      Sil
  5. Çok tatlı yazıydı bu arada

    YanıtlaSil
  6. Enfes bir ilk konser yazısı olmuş. Keyifle okudum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ah çok sevindim, ben de klio'nun şarkılarına bayılıyorum :) daha dün gece anne frank yazısının linkini attım kocama. ama sonra kanepede uyuyakalmışım, orada yorumlarda takdir edemedim buradan edeyim olur mu? :)

      Sil
  7. 20.yılı kutlu olsun =)
    https://www.youtube.com/watch?v=D5jJ77deVuM

    http://www.pearljambootlegs.org/modules/jinzora2/index.php?nuCU0sannA%3D%3D=ZZ9umJRkbXBtYZJpYJdsWZClqdDJgo2ixp2WUXfLp9eZ2GGCrqaomKWW1qRfhoeuq6Gc3Q%3D%3D&ext.html

    YanıtlaSil

Yorum

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...