10 Eylül 2016

➳ kendini yazmaya itelemek

çok aşırı numarasız geçen yaz sonunda bitti. numarasız derken kendi kişisel dünyamdan bahsediyorum yoksa jetler metler tabi çok acayipti. ben bi' tanesinin havada vurulduğunu ve üzerimize düşüyor olduğunu sandım bir an. epey korktum. ben korktum diye sifu'nun canı sıkıldı. geldi beni sakinleştirmeye falan çalıştı. gerçekten oldu bunlar. neyse daha fazla bahsetmek istemiyorum. 

bütün yazı koca L kanepenin bir köşesine tüneyerek geçirdim. tünerken beş kilo vermişim. beyaz ekmek ve her aklıma geldiğinde abur cubur yemeyerek başardım bunu. ki o arada lee ile bursa'da boşnak börekleriyle, samsalarla sınandık ama dönüşte yine bozmadık kendimizi. son günlerde evliliğimizi motive eden cümle "tabi yaa hayvan gibi yemeyelim yahu!" 

girdiğim o lanet sınavdan iç açıcı bir puan alabilmiş değilim. zaten çok önce anlamıştım ben bu sene olmayacağını. daha sonuçlar açıklanmadan gittim ücretli öğretmenlik için başvurdum üç ayrı ilçeye. artık onda da kısmetim mi döndü nedir ilk teklif eve en yakın olduğu için en çok istediğim okuldan geldi. yokuşun tepesi olmasa yürünecek kadar yakın ama sportmen bi' insan değilim. dolmuş var evin sokağından okulun kapısına ve yaklaşık dört dakika sürüyor, trafikli bir güzergah da değil. güzel oldu bu. hem kolej gibi ömrümü tüketmeyecek bu iş hem de diğer meseleler için zaman kalacak bana. günlük mesaim toplamda beş saat çünkü. 

tabi çok bi' para kazanmayacağım bu işten ama evde olmaktan o kadar sıkıldım ve çalışmayı o kadar özledim ki kimse aramasaydı herhalde parklara falan gidip çoluk çocuğu "şşş gel gel, sana bi' şey öğretim mi ha?"  falan diye sıkıştıracaktım. 

bütün yaz ve hatta şu son bir sene hayatımın en kitapsız geçen dönemi oldu. tuhaf bir okuyamama hallerindeyim. kendimi dizilere vereyim bari derken orphan black'i keşfettim. kız kardeşliğin hakkını veren klonlar var, kötü adamlar ve kötü kadınlar var. onları alt ettiklerinde şöyle şeyler oluyor. 


dört sezonu bitirdim, kasımda başlayacak yeni sezonu bekliyorum hasretle. 

bi de şu alttaki var. dizinin adı 11.22.63



stephen king uyarlamasıymış diye merak edip izlemeye başladım. bunda da james franco var, zamanda yolculuk olayları falan var. jeymiciğim gidip kennedy suikastini engellemeye çalışacak derken tam bir "bakalım kahramanımızı neler bekliyordu" dizisi. öyle çok ahım şahım bir şey mi bilmiyorum da eski zaman mekanları, arabaları, giysileri izletiyor işte kendini. zaten sekiz bölüm çekmişler sadece, süründürmüyor. pişman değilim. 

işte böyle boş beleş şeylerle geçti bütün yaz. bunları da sadece şuraya tekrar ısınayım diye yazmış olabilirim. aslında blogdan uzak kalmayı sevmiyorum. o kadar soyutlamışım ki kendimi, en son yazdığımın altına cağnım başakito'nun gelip bıraktığı duayı yeni gördüm. 


ben bunu ya daha önce gördüm bir yerlerde ya da gerçekten babamın teorisi doğru ve soyumuz hititlerin çağdaşı luvilere dayanıyor çünkü inançlı bi' insan olmasam da hem etkileyici hem de tanıdık geldi bu dua. (iyi ki öyle sessizce iliştirdin bunu yakama başak. bilmeden, tam da buradakine yakın bir anlayışla geçiştirebildim sıkıntımı sanki.)

bir de son zamanlarda bir veda şiirinden çok etkilendim. vedat türkali'nin ardından oğlu barış pirhasan yazmış. 

gideyim de bir miktar daha "babam değil ki bunu yazan" cümlesine içleneyim ben. sonra uykum kaçsın, sonra en sevdiği şarkılardan biri 'bekle bizi istanbul' olan ve dört senedir sesini bile duymadığım, bir zamanların gencecik komünisti babamı düşünürken mideme ağrılar falan girsin. 

oysaki daha neşeli gibiydim yazmaya başlarken. 




6 yorum :

  1. Stranger Things'i de izle derim eminim seversin!^^

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. zaten yeni dizi arıyordum anıl, hemen bakayım. teşekkür ederim ^_^

      Sil
  2. Hayırlısı olsun sınav sonucu...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. çok sağ olasın azeciğim. umarım öyle olur, hatta oldu da yeni bir şeyler. şaapabilirsem yazıcam.

      Sil

Yorum

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...