18 Temmuz 2016

➳ buralara yazmaz iken..

gittim sınava girdim. soruları okurken bu sene olmayacağını ama gelecek sene olacağını hissettim. sadece düşünmüş de olabilirim. bilmiyorum. ama seneye olacak bence. yine de temmuzdaki ikinci sınav için ders çalışmaya devam ediyorum. olmaz ise gidip sözleşmeli, ücretli falan öğretmenlik bir şey bulup yaparım. çünkü hâlâ özel kapısından giresim yok. 

o arada yaz geldi. kışlıkları kaldırıp yazlıkları çıkarırken bir dünya şey ayırdım yine vermek için. felsefem tam olarak şu: "senin yılda bir kez giydiğin şeyi belki başkası her gün giyecek! biriktirme, ver!"  mutfaktan da epey bir şey çıktı. belediyeyi aradım 'ne yapayım ben bunları?' demek için. bi' numara verdiler, aradım kimse açmadı. şimdi başka numaralar peşindeyim. 

başka bir gün internette şu alttakini gördüm. çok çaresizim. 

evde ayı hayvanı dışında bir takım bitkilerin de bakıma ihtiyacı olduğunu hatırladım. saksıları küçük gelenlere gidip yeni ve büyük saksılar ve toprak aldım. hallerinden memnun olmuş gibiler. 

durup dururken evin içinde ajandamı kaybetmeyi başardım. her yere baktım ama hâlâ ortada yok nalet olasıca. en sonunda pes edip başka deftere geçtim. kendime 'yapılacaklar' listesi şaapayım dedim sonu gelmedi listenin. bi' noktada onu da bıraktım. 'neyse, bari önce ilk aklıma gelenleri halledeyim de gözümde büyümesin' gibi küçük hesaplar yaptım. muvaffak olmayı umuyorum. 

uzun süre kitap almamaya, önce stokta bekleyenleri bitirmeye karar verdim. şahsıma ibret olsun diye onları da alt alta yazdım. 

sevgili belediyemiz bizim mahalleye geri dönüşüm aracı yollamadığından çöpleri karman çorman atıyordum ne zamandır ama fark ettim ki kağıtçı abiler geziniyor sokakta. sonra emin olmak için bakkala sordum. 'günde iki kere falan geliyo onlar abla.' dedi. farkındalar mı bilmiyorum ama son bir aydır ambalaj çöpünü ayırıp atıyorum. hatta acelem yoksa üzerine de yazıyorum ambalaj çöpü diye ama belki de benim yaz günü özenle biriktirdiğim o laylonlar falan belediyenin boklu çöp arabasına gidiyor. öyleyse çok bozulurum. 

prison break'in devamı çekiliyormuş, youtube'da fragmanı bile var. hasretle bekliyorum. 

bi' arkadaşımla telefonla konuşurken yazdan, sıcaktan falan şikayet etti epey. "yahu dur daha haziran, hem o kadar da sıcak değil abartma" dedim. "tabi sen o kadar sene kıbrıs'ta  kalınca alıştın, sıcak işlemiyor sana. khalesi gibi bişi oldun" dedi. çok güldüm. 

ama hep gülmedim. bazı günler epey ağladım. olmasını istediğim bir şey vardı ve olmuyordu. istedikleri olmayınca ağlayan bir insan değilim. ağlamam için çok kızgın ya da çok kırgın olmam gerekir. nadiren ikisini aynı anda hissederim. geçenlerde bir gün aynı anda hem kızgın, hem kırgın olduğum ve o istediğim şey olmadığı için ağladığımı fark ettim. bir nevi aydınlanma anı gibiydi. ve yine o anda ne kadar istersem isteyeyim o şeyin sadece benim istememle olmayacağını da biliyordum. bunu tek başıma bilmek daha da canımı yaktı. sonraki günler hep ağladım. bu konuyu çözebilmiş değilim. 

artık vazgeçip ağlamadığım gün, daha iyi hissetmeyeceğimi biliyor olmak da epey kötü. öyle yani. 

...

üsttekileri yazıp da yayınlamadığım tarihi hatırlamıyorum ama belli ki epey geçmiş üzerinden. sonrasında değişen pek bir şey olmadı. ben hâlâ aşağı yukarı aynı şeylere üzülüyorum ve memleket her geçen gün daha kötü kokan bir bok çukuruna dönüşüyor. 

bir de bugün mandela'nın doğum günüymüş. aşağıya iliştirdiğim şarkıyla ilgili cücelerimle çok güzel bir anımız var lâkin anlatmaya mecâlim yok. keyfim de yok. belki başka bir gün. 

iyi ki doğdun madiba!





Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...