28 Eylül 2016

웃유 imo:2 / 3 hayallerim var benden büyük

imeceli meydan okuma dünkü soruda diyor ki "hayalindeki meslek nedir?"

ilkokul öğretmenliği beni çok mutlu ediyor ama bu yeter demiyorum elbette. bir gün kendi okulumu açma hayalleri kuruyorum bazen. özellikle durumsuz ailelelerin durumsuz bebelerini bulup kapan kocaman bir okul.. yatılı bölümü de olan, ailesini kaybetmiş çocukların (yatılı kalabilme imkanı sunmaktan çok) 'okul benim evim' diyebilecekleri bir okulum olsa mesela ne güzel olurdu diyorum. 

her branştan çok iyi öğretmenler tanıyorum. mesela bir tanesi abim, bir diğer kısmı öğretmenliği aynı kolçaklı sıralarda öğrendiğim ve hayatımın sonuna dek beni bırakmasınlar diye duacı olduğum cağnım kız ve erkekler, bir o kadarı aynı yerde çalıştığım ve 'lan çocuğum olsa resim öğretmeni hazır ne güzel" diye düşünürken ders aralarında birlikte sigara tüttürmeye kaçtıklarım falan. cool kocam lee'ye de zaten müzik bölümünü kitliyorum direkt. ohh daha ne olsun. hazır işte muhteşem eğitim kadrosu. yeahhh..

sadece öğretmenler de değil, bir arkadaşım var mesela, çok iyi bir aşçı bu çocuk. üst düzey yerlerde çalışıyor şimdi, ismini söylemesi bile mesele olan restoranlar falan. ama biliyorum ki o okulu açtığım gün gelir çocukların yemek işini o çözer. sadece yedirmekle de kalmaz öğretir çocuklara yemek nedir, insan kendi karnının derdini başkasına yüklemeden nasıl çözer falan..

sonra bana hayatın büyük kıyağı olduğuna emin olduğum kuaför bir kuzenim var. sayesinde kuaför fobimi toprağa gömdüm. gidip oturuyorum o koltuğa ve "ne yapayım ablam?" dediğinde 'sen bilirsin zaten işte yap bir şeyler kafana göre diyorum ve bir anda düşündüğümden daha da güzel bir saçla ayrılıyorum dükkanından. o da mesela gelir beleşe keser o çocukların saçını. yapamam demez, meşgulüm demez ve hatta az biraz büyüsünler öğretir de ne biliyorsa. çünkü ele güne muhtaç olmamak ne güzel ve en çok bunu öğrensinler isterim.

mesela hayalimdeki sınıf ortamı
bir de okulda bir sürü hayvan ve mümkünse bostan falan olsun istiyorum. kimi çocuk üçle beşi toplamayı hepsinden geç öğrenir ama kimselere yaklaşmayan mini minnak kedilere de o çocuk bilir nasıl yaklaşılacağını. çünkü kedi kollamayı bilen bir nesil istiyoruz! 

işte yani böyle bir hayalim var. tamamen öğretmenlikten bağımsız bir şey demem gerekiyorsa da ayy yemin ederim rock star olmayı çok isterdim. ama böyle hem beyonce gibi dans edebileyim hem de bir şeyler çalabileyim o arada ve rnb divası falan diye değil çok rica ediyorum rock star olarak anılayım. legend yani legend böyle. ama yaşayanından tabi. rabbim sıralı ömür versin. 

bugünün sorusu ise "öğrenmek istediğin yetenek?"
buna ne kadar sayıp döksem de biliyorum ki ayy keşke şunu da yazsaydım diyeceğim aklıma geldikçe. ama mesela işaret dili öğrenmeyi çok istiyorum. origamiye de ilgim var onu da keşke bir ara kırsam dizimi de öğrensem. sonra ıslık çalabilmeyi çok isterdim. özellikle o bir anda çok ses çıkaran var ya, hani dolmuşa falan çalınan, onu yapabilsem hayatım çok kolaylaşırdı. bateri çalabilmeyi çok isterdim ki memleketin görüp görebileceği en iyi davulculardan biriyle evliyim ama o etütlere falan yeminlen mecalim yok. (bu da benim ayıbım bence) 

aslında sık sık hayat keşke matrix'teki gibi olsa diye içimden geçiriyorum zaten ben. böyle usb ile falan bağlasınlar bana makineyi, yükle evladım diyeyim hoop bir anda buz patencisi oluvermişim hop marangoz hop  veteriner.. 

umarım gençliğimiz solmadan şu olay icat edilir. 

işaret dili dedim bu da yazının şarkısı olsun. 










26 Eylül 2016

웃유 imeceli meydan okuma 1

zihnin arka sokakları'nda gördüm ben de gireyim dedim ama şu an gerçekten kime ne okuyorum bilmiyorum. içi yine a4ler, dosyalar dolu heybe gibi çantamla kendimi eve atar atmaz ilk iş mutfağa koşup cezveye sarıldım aynı anda da tütün çantamı yedim gözümle. sigarasızlık kahvesizlik canıma okudu. (burada gözünüzün önüne arkasına bakmadan okuldan kaçan bir quasimodo getirin.) 

çünkü bütün gün nöbetçiydim. nöbetçi olmak son altı saati tamamen ayakta geçirmek, yalnız kalabildiğim 1 dakika bile olmaması ve o altı saatin her ânının çocuk gürültüsüyle dolu olması demek. dinlerken kolay mı bilmiyorum da geçirmesi çok zor. bir sigara tiryakisi için daha da zor. ve o kadar yorgunum ki. maşallah çocuklar da hafta sonu enerji depolayıp semirip gelmişler, susmadılar susmadılar.. kafam da ağrıyor epey ama olsun buralar mim, çelınc, meydan okuma falan olunca şenleniyor. kimseyle konuşmaya takatim yok bari yazayım da dünyam 1 koca, 1 köpek ve 35 çocuktan ibaret kalmasın. sorular tam olarak şöyle: 



beni mutlu eden şarkıları düşününce hepsinin benzer tarafları olduğunu fark ettim, yani melodik olarak bir benzerlik bu. ama içlerinden birini seçmem gerekirse tam olarak şu oluyor.



çünkü bunun sözleri de mutlu ediyor. 


şimdi yazdıktan sonra fark ettim, düpedüz yalan söylemişim. beni bugünlerde en mutlu eden şarkı okulda çalan çıkış zili. daha da mutlu edeni olamaz evet yael naim falan tamamen hikaye arkadaşlar. bu arada o zili seçen değerli eğitimciyi de kutluyor, önünde saygıyla eğiliyorum. kırk yıl düşünsem bu kadar saçma bir teneffüs zili düşünemezdim. o da şu oluyor. 


ya gerçekten ama gerçekten soruyorum. nasıl yahu, neden? ne yaşadın da 'haaa zil olarak bu iyi' dedin.  hadi sen dedin o okulda bir tane aklı yerinde idareci falan yok mudur da 'arkadaşlar galiba saçma bir şey yapıyoruz, bu pek olmadı' demeyi düşünmedi. bu nasıl bir saçmalıktır. neyse şimdi yeniyim okulda ama biraz daha zaman geçireyim şu işe bir el atmayı düşünüyorum. aklınıza gelen ve elbette sözsüz melodi varsa yazar mısınız şu okula düzgün bir teneffüs zili bulalım el birliğiyle. 

ama yine de "okul bitti hadi koş koş evine git kahveni, sigaranı iç" şeklinde beni azat eden göksel'e sevgilerimi sunuyorum. 

ne yazdığımın hiç farkında değilim bence. 
öptüm. 





24 Eylül 2016

✎ başlıkta kalem emojisi var çünkü

son on gündür salondaki yemek masası


yandaki de mutfak masasının son durumu. 
her yer a4, her yer karton, prit, kalemler kalemler.. 

çünkü bu sene bana 1. sınıfları verdiler. 

mini mini birler, haftanın sonunda hâlâ "anneeeeaaa gitmeeeeaa" diye ağlayan birler, yüzünüze söyledim buraya da yazayım. "okul çok uzun, en iyisi ben de ilkokula başlama travması yaşıyo gibi yapayım, sıkılınca bağıra bağıra ağlayayım" numaralarınızı yemiyorum. bazılarınız o travmayı gerçekten yaşıyor. onlara üzülüyorum. ağladıklarında bir iyilik meleğine, yalnız hissetttiklerinde kocaman bir sarılma makinesine dönüşüyorum. ama sen o çekik gözlü japon askeri kılıklı bücür. durup dururken yarattığın dramalara karnım tok bilesin. neyse ki aramızdaki buzları, beni kahır belalara soktuğun o günün ertesinde yaptığın güzel resimle erittin. çaban için teşekkür ederim. gel seni bir öpeyim ben. ayhh sen ne tatlıymışsın öyle!  şeker mi sürdü sabah annen yanaklarına acabaaağ? ay o kim?  çocuğumm in sıranın üstünden çabuk!

özetle bu şekilde geçti ilk hafta. çok yoruldum diyemem. bunda cüceler alışsın diye ilk hafta sadece 4 ders yapmamızın etkisi olabilir. pazartesiden sonra 6 ders olacak. yine de gitgide kolaylaşacağını umuyorum. henüz nerede konuşup nerede susacakları hakkında pek fikirleri yok. çoğu anasınıfına gitmemiş, kalem tutmayı bilmiyor. boyama veriyorum, ortaya çok acayip görüntüler çıkıyor. el kadar bebelerden leonardo'luk beklemiyorum da bedri baykamvari "sıçtım sanat oldu" tarzı kuru boya darbelerini görünce hem benim hem de "sadece kuyruğunun" boyanması gereken o tavşanın içi gidiyor. güzel boya çocuğum, allahını seversen taşırma şunu dışarı!

bu arada eyyorlamam gerekenler bir şeyler var. onları da dökeyim buraya. facebookta "1.sınıf öğretmenleri" diye gruplar var. gayet de işe yarıyor. etkinlik, süsleme fikri vs almak açısından. kimisi tam o yaşa göre hazırlanmış boyama, çizgi çalışma sayfaları paylaşıyor, indirip güzel güzel kullanıyoruz falan. birkaç gün önce birisi bi' boyama sayfası yüklemiş yine, altına da atarı kendinden büyük bir bey (ki zaten belli öğretmen de değil) gelip şöyle bir şey yazmış. 

"sizler çocuklarımızı sınırlandırıyorsunuz, benim çocuğum illa ki çizgilerin içini boyamak zorunda hissetmemeli, çocuklara bu yaşta sınırlar çiziyorsunuz vız vız vızzz vızık vızık" 

altına sadece "he gerizekalı he, bi sen akıllısın aynen" yazmak istedim ama yazmadım. içimde kaldı bari buraya şaapayım.

be dingil, be yarım akıllı! biz senin çocuğundan rembrandt yapmaya falan çalışmıyoruz. bizim derdimiz üç gün sonra o pembiş dünyasına balyoz gibi inecek aşırı zor el yazısı için azcık olsun parmak kaslarını geliştirmek, dikkatini tek yönde kalem tutmaya alılştırmak, çizgi takibi, satır sınırı falan bunlar nedir onu öğretmek.. erken yaşta dışına taşırmayan çocuk yazı kısmını da daha erken halledip koyuyor kenara. derdimiz bir an önce okumaya odaklanması. okusun ki senin gibi ne dediğini bilmezin biri olmasın, bir lafı etmeden önce azcık "aa acaba bu konuda bayır aşağı sallamalı mıyım ki öyle bilip bilmeden?" falan gibi sorular sorsun kendine. tamam git çekil.

bitti mi? bitmedi!

şu bodrumlu golden çetesi haberini gördünüz mü? 


ben geçtiğimiz hafta twitter'da gezerken gördüm. sonra deli deli koşmasıyla ünlü golden cinsinin bu kadar muntazam yürüyebilmesine hayran kalıp alttakileri ve gelen cevap karşısında daha da alttakileri yazdım.



pedagoji gurusu olduğu hemen anlaşılan kevser topal kimdir, necidir bilmiyorum. kendisine aslında çok başka şeyler yazacaktım ama twitter tarafından 140 karakterle sınırlandırıldığımızı hatırlayınca durdum. kendimi sanki sokakta kavgaya girecekmişim de biri beni tutmuş "tamam ya bırak tamam" deyip kaldırıma çekiştiriyor gibi hissettim. efendilik bende kalsın dedim. dedim ama bakın orada son bir fav var. kendisi kevser topal'ın favı. ben kendisini "bilip bilmeden akıl verdiğim insandan tepki geldi en iyisi cıslayayım favı" olarak okumluyorum. (okumlamayı da cümle içinde kulllandım ya kevser bu senin eserin!)

demin anlattığım, içerikten tamamen habersiz ve de cahilce 1. sınıf öğretmenlerine atar yapan bey ile karşısındakini hiç tanımadan akıl veren kevser hanımın bünyesindeki bozuk tamamen aynı. bu insanlar sanırım her zaman vardı da etrafımızdan uzaklaştırıyorduk ama işte böyle  facebook, twitter falan derken bir anda kıçımızın dibinde bitiyorlar ya çok zor tutuyorum kendimi ağız dolusu lafla karşılık vermemek için. mesela kendimi tutmasaydım kevsertopal'a cevap olarak üstteki atar bey'in yazdıklarının ve yine aynı tartışmada atar bey'e öğretmen arkadaşlarım tarafından kayılan eğitsel fırçanın linkini yollayacak ve "kevser kızzz koş koşş sana koca buldum" yazacaktım. yazmadım. 

eyyorlamam şimdilik bu kadar. 

kapanışı güzel bir şeyle yapayım. yeni bebelerden okulun ikinci günü gelen mis kokulu çiçeklerime bakın lütfen. göründüklerinden daha da güzel kokuyorlar. 



bu arada bir tanesi annesinin 'okul nasıl geçti?' sorusuna benim için "çok komik kız, ben başka öğretmene gitmem artık" diye cevap vermiş. aha da bu ikisi çocuklardan duymayı en sevdiğim şey. ilk haftadan öyle düşündülerse gerisi kolay.

öptüm. 

10 Eylül 2016

➳ kendini yazmaya itelemek

çok aşırı numarasız geçen yaz sonunda bitti. numarasız derken kendi kişisel dünyamdan bahsediyorum yoksa jetler metler tabi çok acayipti. ben bi' tanesinin havada vurulduğunu ve üzerimize düşüyor olduğunu sandım bir an. epey korktum. ben korktum diye sifu'nun canı sıkıldı. geldi beni sakinleştirmeye falan çalıştı. gerçekten oldu bunlar. neyse daha fazla bahsetmek istemiyorum. 

bütün yazı koca L kanepenin bir köşesine tüneyerek geçirdim. tünerken beş kilo vermişim. beyaz ekmek ve her aklıma geldiğinde abur cubur yemeyerek başardım bunu. ki o arada lee ile bursa'da boşnak börekleriyle, samsalarla sınandık ama dönüşte yine bozmadık kendimizi. son günlerde evliliğimizi motive eden cümle "tabi yaa hayvan gibi yemeyelim yahu!" 

girdiğim o lanet sınavdan iç açıcı bir puan alabilmiş değilim. zaten çok önce anlamıştım ben bu sene olmayacağını. daha sonuçlar açıklanmadan gittim ücretli öğretmenlik için başvurdum üç ayrı ilçeye. artık onda da kısmetim mi döndü nedir ilk teklif eve en yakın olduğu için en çok istediğim okuldan geldi. yokuşun tepesi olmasa yürünecek kadar yakın ama sportmen bi' insan değilim. dolmuş var evin sokağından okulun kapısına ve yaklaşık dört dakika sürüyor, trafikli bir güzergah da değil. güzel oldu bu. hem kolej gibi ömrümü tüketmeyecek bu iş hem de diğer meseleler için zaman kalacak bana. günlük mesaim toplamda beş saat çünkü. 

tabi çok bi' para kazanmayacağım bu işten ama evde olmaktan o kadar sıkıldım ve çalışmayı o kadar özledim ki kimse aramasaydı herhalde parklara falan gidip çoluk çocuğu "şşş gel gel, sana bi' şey öğretim mi ha?"  falan diye sıkıştıracaktım. 

bütün yaz ve hatta şu son bir sene hayatımın en kitapsız geçen dönemi oldu. tuhaf bir okuyamama hallerindeyim. kendimi dizilere vereyim bari derken orphan black'i keşfettim. kız kardeşliğin hakkını veren klonlar var, kötü adamlar ve kötü kadınlar var. onları alt ettiklerinde şöyle şeyler oluyor. 


dört sezonu bitirdim, kasımda başlayacak yeni sezonu bekliyorum hasretle. 

bi de şu alttaki var. dizinin adı 11.22.63



stephen king uyarlamasıymış diye merak edip izlemeye başladım. bunda da james franco var, zamanda yolculuk olayları falan var. jeymiciğim gidip kennedy suikastini engellemeye çalışacak derken tam bir "bakalım kahramanımızı neler bekliyordu" dizisi. öyle çok ahım şahım bir şey mi bilmiyorum da eski zaman mekanları, arabaları, giysileri izletiyor işte kendini. zaten sekiz bölüm çekmişler sadece, süründürmüyor. pişman değilim. 

işte böyle boş beleş şeylerle geçti bütün yaz. bunları da sadece şuraya tekrar ısınayım diye yazmış olabilirim. aslında blogdan uzak kalmayı sevmiyorum. o kadar soyutlamışım ki kendimi, en son yazdığımın altına cağnım başakito'nun gelip bıraktığı duayı yeni gördüm. 


ben bunu ya daha önce gördüm bir yerlerde ya da gerçekten babamın teorisi doğru ve soyumuz hititlerin çağdaşı luvilere dayanıyor çünkü inançlı bi' insan olmasam da hem etkileyici hem de tanıdık geldi bu dua. (iyi ki öyle sessizce iliştirdin bunu yakama başak. bilmeden, tam da buradakine yakın bir anlayışla geçiştirebildim sıkıntımı sanki.)

bir de son zamanlarda bir veda şiirinden çok etkilendim. vedat türkali'nin ardından oğlu barış pirhasan yazmış. 

gideyim de bir miktar daha "babam değil ki bunu yazan" cümlesine içleneyim ben. sonra uykum kaçsın, sonra en sevdiği şarkılardan biri 'bekle bizi istanbul' olan ve dört senedir sesini bile duymadığım, bir zamanların gencecik komünisti babamı düşünürken mideme ağrılar falan girsin. 

oysaki daha neşeli gibiydim yazmaya başlarken. 




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...