24 Ekim 2016

➳ aslında evde olmamam lazımdı şu an

ama kafam yerinden kalkınca kalktığı yerde kalıyor çünkü hastayım ve izin aldım. ilaçla bir hafta ilaçsız yedi gün cinsinden ve tamamen çocuklardan bulaşan bir grip ile dövüşüyorum günlerdir.  umarım yarına çok iyi hissederim kendimi. 

tylol hot'ı iyileşmekten çok, kafası güzel diye içtiğimi fark edip resmen bana yasak eden sevgili kocam lee işe gitti, biraz uzanayım dedim uykum gelmedi. kendimi iyi hissetsem kaç ay önce bir yerlere verilmek üzere ayırdığım koca bir tv kutusu eşyayı evden postalamaya çalışacaktım ama hâlim yok. biri gelsin alsın şunları artık ne olur. fazla eşyadan  o kadar rahatsızım ki. 

bunu daha önce yazmıştım buralara ama fazla gelen bir şeylerden daha sıkılıyordum onu yazmadım: lanet olası bildirimler.

telefonuma gelen bildirimlerin enerjimi saçma yerlere çektiğini fark edip aydınlandım kısa bir süre önce. sosyal medya ıvır zıvırları.. 

önce telefondan instagram'ı kaldırdım. haftada bir falan bilgisayardan giriyorum artık instagram'a ve onda da kaydır kaydır hepsine bak şeysine mecalim yok. çok özlediğim arkadaşlarıma bakıyorum ne alemdeler diye, sonra hemen kaçıyorum. sonra facebook'u kaldırmayı denedim ama messenger kalsın istiyordum çünkü oradan mesajlaşma şeysi işime yarıyor. lâkin facebook uygulaması olmadan messenger çalışmıyormuş. ben de facebook'tan telefonuma gelen bütün bildirimleri kapadım. zaten akşamdan akşama bi kere mutlaka bilgisayardan bir giriyorum. gün içinde bildirimlere bakmayınca kıyamet falan kopmuyormuş. bunu yaptığım için de kendimle gurur duydum.

twitter'ı da çok saçma bir memlekette yaşadığımız için kaldıramıyorum çünkü bir yerlerde patlama falan olursa bunu tek öğrenebileceğimiz yol galiba twitter oluyor bazı zamanlar. ama o da kendini bir şey sanmasın, onun da bütün bildirimlerini kapadım. 

telefonda gmail ve outlook da vardı ama onları da susturdum çünkü genel olarak mail yoluyla iletişim kuran bir insan değilim. akşamdan akşama bilgisayardan maillere bakmak yetiyor. no bildirim! 

şu an bildirim sesini sadece fb messenger ve whatsapp'tan bir şey gelirse duyuyorum ve bu sessizlik epey iyi geldi bana. zaten öyle telefonla konuşmayı çok seven ve habire aranan biri değilim. annem ve çocukların velileri olmasa telefonum çalmayı unutacak. 

aklıma başka bir şey gelmedi ben de bunları yazayım dedim, belki esinlenen olur da iki hayrım dokunur. 

alttaki de yaklaşık yarım saat kadar önce ben ve sifu. evde kalıp bol bol yan gel yat osmanlık yapabildiğimiz için mutlu. ay ben de mutluyum. 


ayıcığım arap olduğu için fotoğraflarda mimikleri nadiren çıkıyor, bin tane filtre şey edişim ondan, yoksa elbette naturel bir güzelliği var. 

öpmiyim canım nezleyim. 






6 Ekim 2016

웃유 imo:7/8/9/10 geç olsun güç olmasın

önce şu fotoğrafı koyayım. 


burası şimdi oturduğumuz mahalle. fotoğraf 50 yıl öncesinden. şu an böyle evler yok, çakma müteahhit elinden çıkma krom balkon demirleri ve afilli sokak kapısında "biraderler inşaat" falan yazan binalar var. bizim binanın kapısında da "bir şey inşaat" yazıyor ama bir seneyi aşkındır burada oturmamıza rağmen yemin ediyorum hatırlamıyorum. bakmamaya, görmemeye çalışıyorum. zaten adı olmadığı için bina diyorum, gerçek bir adı olsa bina değil apartman derdim. ahşap evlerin verdiği duygudan haberim yok da eskiden her apartmanın ismi olurdu, o isimler o apartmanda yaşayanlara dair bir şeyleri ele verirdi. zemini gıcırdamalı ahşap evler için artık çok geç ama en azından yine adı olan apartmanlarla dolu sokaklar falan olsun istiyorum. öyle işte. 

çelınc bitmeden yetişmeyi başardığım içinse kendimle ne kadar gurur duysam az bence.

yedinci soruya aklıma ilk gelen ekstrem spor şeyleri ama bence ben onları korktuğum için değil de olaya "ne gerek var ki şimdi, çok saçma" şeklinde yaklaştığım için denemiyorum. aklı başında bir insanın arama kurtarma gönüllüsü falan olma niyeti yoksa neden dağcılık gibi hevesleri olduğunu hiç anlamıyorum mesela. ya da bungee jumping nedir gerçekten? insan nasıl bir motivasyonla "böyle ayaklarımdan bağlayıversinler de köprüden aşırtsınlar beni, sonra işte bir miktar ters durayım öyle ne hoş!" der hiç aklım almıyor. hatta o ekstrem sporların sohbeti bile o kadar ilgimi çekmiyor ki bunları yapan biriyle konusu açıldığında "oo yeah çok iyi, süper" gibi cümleler kuruyorum hemen. çünkü neden bilmiyorum ama bunların istisnasız bir de böyle bi' huyları var. illa ki seni ikna edecek yaptığı şeyin aşırı zevkli, aşırı heyecanlı, süper, muhteşem ötesi olduğuna. aynen kardeşim aynen, adrenalin waow süper evet. 

sanırım korkmasam dünyada ne kadar kafa yapıcı madde varsa hepsini denemek isterdim. kafası nasıl diye merak ettiğim çok şey var. ama denemiyorum çünkü korkuyorum. tamamının yasa dışı olmasından, durduk yere başımın belaya girmesinden ve bir kısmının insanda kalıcı acayiplikler bırakabilmesi ihtimalinden korkuyorum. var çünkü öyle hikayeler de. bu hikayelerin bir kısmında kafası şimdi geldi derken kafa gidiyor ve bir daha gelmiyor. o kafa bana lazım gitmesin bi' yere. korkup da deneyemediklerim yerine şöyle şeyler dinliyorum. 

"hello? is there anybody in there?"
   bak gitmiş kafa


geldim alnımın akıyla sekizinci soruya. bu hafta başıma gelen en iyi şey A. isimli ve de gelişim geriliği ve hiperaktivite tanısı konmuş olan öğrencimin 2 haftanın sonunda sınıfa annesiz gelebilmesi ve o günden beri de sınıfta gayet annesiz oturabilmesi oldu. anneli gelmesine ses çıkarmıyor ama zamanla sınıfta ondan bağımsız olmasını istiyordum. önce günlerce en arkada aynı sırada oturdular. sonra tamam dedim annenle otur ama derste annene bakma, onunla konuşma. bir kaç gün de böyle geçti. sonra dedim ki gel onun bir önündeki sıraya otur. onu da zor da olsa başardık ama ara sıra annesinin yanına gitmek istiyordu. defalarca anlattım "bak burada bir sürü çocuk var ve sınıfta annelerine ihtiyaç duymuyorlar, sen de yapabilirsin" anladı ve uydu da bu kurala elinden geldiğince. tabi o arada bir sürü şey vadettim ve istediklerimi yerine getirdikçe sözümü tuttum. ama sonra geçen perşembe bir inatlaşma durumu oldu aramızda. hayır gitme annenin yanına dedikçe inadına gitti. tamam dedim o zaman hadi şimdi eve git, yarın da buraya yalnız gelmeyeceksen anasınıfına git, orada annenle oturabilirsin. 1. sınıf çocukları sınıfta annesiz oturur vız vız şeklinde sert yaptım. çok bozuldu çünkü o iki haftalık sürede çok sevdi beni, çok güvendi. gitti annesinin olmadığı ön sıraya oturdu. hayır dedim ben seni hiç kandırmadım ama sen her seferinde beni tamam deyip yine kandırmaya çalışıyorsun. üzüldüğünü görünce içim kan ağladı tabi ama bozmadım taktım çantasını sırtına hadi dedim anasınıfına git. annesi de beni destekleyen sözler söyleyerek zorla da olsa çıkardı sınıftan A.yı ve gittiler. 

ertesi gün okulun kapısından içeri yalnız girdiğini görünce dünyalar benim oldu. o da beni güler yüzle görünce koşarak üstüme atladı. sarıldık elele tutuştuk girdik sınıfa. 

(benim gözümden temsili A.)
o günden beri de annesiz çok iyi gidiyoruz. elbette başka sorunlarımız var (hâlâ cümle kurmuyor mesela) ama olsun bu çok büyük bir adımdı ve helal olsun attı valla o koca adımı. 

dokuzuncu soruya cevabım da tam olarak şu oluyor. 



bundan 15 sene önce, cool kocam lee ile karşılaştığımız yer bir bardı. ben barmaidlik yapıyordum onlar da bir grup müzisyen olarak soundcheck için gelmişlerdi ama o kadar işim başımdan aşkındı ki dönüp bakmadım o tarafa. arkam dönükken sesini duydum ve "kim lan bu? sesi ne güzel!" dedim içimden. bu arada belirteyim sesi güzel dedim şarkıcı falan değil, ortada şiirsel bir konuşma durumu da katiyen yok. gayet "kabloyu uzat, abi tamam basları biraz aç, tizleri kıs!" falan bu tarz konuşmalar dönüyor. sonra arkamı döndüm 4-5 tane adam var sahnede ve o anda hiçbiri konuşmuyor. yine de emindim sesin sahibinin kim olduğundan ve 15 yılın sonunda hala konuşurken onu dinlemeyi çok seviyorum. 

o arada soundcheck bittikten sonra bara gelip tam karşımdaki sandalyeye oturdu tanıştık. telefon numaramı koparmayı başardı. ertesi hafta sevgiliydik. ama ben o daha o sandalyeye oturmadan biliyordum öyle olacağını.

şarkı ise aynı günün gecesinde sahnede davulunu sökerken mırıldandığı şarkı. nerede duysam aklıma o an gelir. 

onuncu soruyu da yine kocama bağlayıp gideyim. olaylarla nasıl baş edeceğini bilmesini çok takdir ederken her şeye on bin tarafından bakmasından da çok ilham alıyorum. meraklıdır, herhangi bir şey hakkında "bunu niye öğreneyim ki, ne işime yarayacak demez?" azıcık ucundan dikkatini çeken herhangi bir şeyin bile ıcığına cıcığına kadar araştırır. bir de işiyle ilgili çok çalışkandır. hastalıktan bayılmadığı sürece gidemem, yapamam falan demez ve en enerjik günündeki gibi performans çıkarmak için de elinden gelenin fazlasını koyar ortaya. ben hiç öyle her durumda vazifeye hazır biri değildim ama gizlice ilham alıyorum bence ondan çünkü artık biraz daha öyle birisiyim. 

ama küsüz şu an. neyse ki kindar olmayışını da takdir ediyorum. 

aha bitirdim çelıncı. 




1 Ekim 2016

웃유 imo:4/5/6 ve bir takım eyyorlamalar

çelıncın sorularına gün gün değil de toplu cevaplarla yamanma çabam devam ediyor. sorular şöyle.

hızımı aldım dördüncüden devam ediyorum. 

beni ifade ettiğini düşündüğüm bir ay bulamadım. zaten sorunun neyi kastettiğini de hiç anlamadım. sevdiğim ayı yazayım dedim onda da şiştim. istikrarlı bir ay sevici değilmişim belli ki. iki senedir favorim eylül olsa da her sene değişiyor. ama mart ayını sevmiyorum, epeydir uğurlu gelmiyor bana. 

'bana ilham veren şarkı sözü' sorusunun cevabıyla devam edeyim. ergenken, artık ilham mı gaz mı bilmiyorum da şunun nakaratı epey bir itekliyordu beni bir şeylere. 


"stand and fight feel by your heart
 always one more try, i'm not afraid to die" 


gerçek bi' ergenmişim.

şu yaşımın ilham veren şarkı sözü içinse çok düşündüm. otuzu devirmiş ve memleket nâmına iyi bir şey olmasına dair umutlarımı neredeyse tamamen kaybetmişken ilham verecek şeyler gözümün önünden perendeler atarak geçse de görmeyebilirim. ama işimi yaparken durum değişiyor. 
çocukların umutlarını kaybetmemeleri için elimden geleni yapmaya çalışıyorum. 

bugün teneffüste düştüğünde hiç düşünmeden seni kaldıran o en yakın arkadaşın var ya belki yarın senden bambaşka bir hayatı tercih edecek ve senin ona "sen neden benim gibi yaşamıyorsun?" diye hay huy etmeye hakkın yok ve olmayacak diyorum. hayatta iyi arkadaşlara, seni koşulsuz koruyup kollayacak insanlara ihtiyacın var ve buna sahip olmanın tek yolu birbirimizin özgürlüğüne saygı duymak gibi şeyler söylüyorum onlara. 


şu üstteki şarkı aklımda döndükçe çok ilham alıyorum tamamından. bir de okulla defterle falan başlayan sözlerini kafamda daha da bitiştiriyorum çocuklara anlatmak istediklerime. bugün öğrettiğim harflerin bir gün kralların tacına "özgürlük" yazmak için kullanıldığını hayal ediyorum. 

"okulda defterime, sırama, ağaçlara yazarım adını 
 okunmuş yapraklara, bembeyaz sayfalara yazarım adını
 yaldızlı imgelere, toplara tüfeklere, kralların tacına
 en güzel gecelere, günün ak ekmeğine yazarım adını.

 tarlalara ve ufka, kuşların kanadına, gölgede değirmene yazarım.
 uyanmış patikaya, serilip giden yola, hınca hınç meydanlara adını
 ey özgürlük!"

videoda görüntü pek iyi değilse de ses iyi. bu kaydın üzerinden bi' on sene geçmiştir. gördüğümde ekranın içine girip deniz'in tontik yanaklarını koca koca öpesim gelmişti. deniz şimdi yirmilerinde olsa gerek, onu öpme çabalarıma pek sıcak bakmayabilir, fırsatı kaçırmış olabilirim. neyse ki öpülmeye hazır 30 tane bal yanaklı daha var elimin altında. 

evet geldim 6. soruya.
dünyada değiştirmek istediğim ilk şey yukarıda bahsettiğim şey aslında. aynısının bir değişiğini alttaki güzel kardeşim 24. saniyeden sonra özetlemiş. 



"herkesin hayatına kimse karışamaz!" 

komşum oruç tutuyorsa adiliğine balkonda yiyip içmem ben, canı çeker diye üzülür, gündüz vakti kokmayacak yemekler pişirmeye çalışırım. ama iki gün sonra poşetteki biralarım şangırdadı diye "cık cık ramazan ramazan" şeklinde 'mırıldanıyorsa' o günden sonra ağzından çıkan hiçbir şeyi de ciddiye almam. yok çünkü öyle bir dünya. varsa da "amma lakin ki öyle değildir!"

diğer dört şıkkı da hepimizin aklına ilk gelenler olarak cevaplayayım. hep düşündüğümüz şeyler. bombalar patlamasın, çocuklar üşümesin, insanlar 'yarın ne yiyeceğiz?' diye düşünmesin, kralların tacına 'özgürlük' yazmak isteyen çocuklar yetişsin.. böyle şeyler.. 

eyyorlamam bu kadar, haydi hayırlı işler. 
öptüm. 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...