25 Ocak 2017

#17 çelınc / soru:4-5-6-7-8 yettim gari

dördüncü günün sorusu diyor ki: etrafındakiler hangi sorunun çözümü için sana gelirler?

hımmm. 

normal arkadaşlık danışmaları dışında bir şey yazmak istediğim için her türlü görsel malzeme için gelirler diyeyim. photoshop kullanarak yapılabilecek her şey için ellerinin altındayım her an. okuldayken projelere falan görsel lazım olduğunda yapardım, sonra evlenenlere düğün davetiyeleri, dükkan açana el ilanı, afiş vs ya da web sitesi için görsel etiket vızvızvız.. grafiker değilken bu işleri çözen kişi olarak ilk akla gelen olmayı da çok seviyorum aslında. insanın mesleği dışında bir becerisi olması bence çok güzel. evet.


beşinci soru diyor ki: her zaman ve bazen özlediğim iki şey. 

bezen ergenliğe ait enerjimi çok özlüyorum. o zamanlar mesela gecenin bir yarısı arkadaşlarım arayıp seni almaya geliyoruz derlerdi ve ben de gece gece uykumdan uyanıp asla üşenmeden giyinir, on dakika içinde falan evden çıkardım. şimdi olsa evden çıkmayı bırak, bu niyetle aradıklarını biliyorsam telefonu bile açmam. ama bazen o her an, her şeyi yapmaya hazır, saçma enerjimi gerçekten özlüyorum. 

her zaman özlediğim şeyi ise hayatıma bir şekilde girip acıta acıta gitmiş hayvanlar. 

şimdi boğazda köpük, havada bulut, toprakta çiçek olduklarını düşünüyorum. her an ağlamıyorum ama içten içe her an özlüyorum.  bir gün haklarında yazabilmeyi umuyorum ama henüz buna pek hazır değilim. 

altıncı soru diyor ki: hatırladığın en eski anıyı anlat. 


galiba 3-5 yaşlarındayım. evdekiler salonda televizyon seyrederken gizlice annemin çantasına daldım. kırmızı bir ruj vardı, onu aldığımı ve duvarı boyama başladığımı hatırlıyorum. sonraki karede ruj elimden alınmış kenarda ağlıyorum, annem de elinde bez duvarı siliyor. büyük ihtimalle ağzımın üstüne iki tane yapıştırmıştır, yoksa niye ağlayayım? 



yedinci soru diyor ki: bir hayvan olsan hangisi olurdun?

çok yaratıcı şeyler gelmiyor aklıma. köpek ve kedi kırması bir şey olabilirdim belki. canımı sıkan durum ve insanlara karşı lanet bir sokak kedisi iken sevdiceklerime karşı bir o kadar pofuduk köpek kıvamında olabilirim sanırım. 
internetten kötü bir photoshop örneği olarak şunu buldum. 



ve bugünün son sorusu olan sekizinci soru diyor ki: bir dahaki hayatında kim olmak isterdin?

ayhh bunu da çok düşündüm ve kesinlikle albümleri milyon satan, stadyumlar falan dolduran bir rockstar olmak istediğime karar verdim
grubumla o turne senin bu ülke benim gezeyim de gezeyim. erken yaşta ne kadar legal-illegal delilik varsa hepsini yapayım, bu arada çok sağlam paralar kazandığım için o paraların hatırı sayılır bir kısmını bağışlayıp geri kalanla da maddi kaygılar olmadan yaşayıp gideyim. bence güzel plan. 

böyle yüz soruya bir arada cevap verince işin içinden çıkamadığım için pek iyi performans gösteremedim bence ama sonunda yakaladım ucundan çelıncımı. başarılarımın devamını diliyorum.

bir de çelınca katıldığını belirten yorumlar bırakan, yeni gelen, sonradan yetişen herkesi buradan topluca öpeyim. iyi ki geldiniz, içimize kapanmaktansa dışımıza saçılmanın çok daha iyi bir fikir olduğuna emin oldum sayenizde bir kez daha.  

şu şahane gif de teşekkür hediyem olsun. 


evet, cağnım tina gibi böyle yandan yandan gittim. muck. 

19 Ocak 2017

✯ #17 çelınc / 3. soru ve "hayatımı yazsam roman olur"culuk

cağnum çelınc (evet artık sahiplendim kendisini) üçüncü gününde diyor ki: 
hayatın bir kitap/film olsaydı adı ve türü ne olurdu?

öncelikle illa bir şey olacaksa film olsun. çünkü anılarımı düşündüğümde bile kafamda hep bir şeyler  çalıyor. film olursa duyguya daha iyi gireriz bence. 

adı ne olsun diye düşünür düşünmez de aklıma ilk gelen: 

"cahildim dünyanın rengine kandım" 

gerçekten ömrüm türlü cahillikler ederek geçti. o ara türlü boka donsuz mu koşmadım, hayatımdaki insanları ite kaka kapı dışarı mı etmedim, fevri çıkışlarla gemiler mi yakmadım..

16 yaşımdayken okulu bıraktım mesela, 17 yaşımda evi terk ettim, tesadüfen bir barda çalışmaya başladım, yıllarca beyoğlu sınırları dahilinde adım atmadık bar meyhane, kafaya dikilmedik rakı, şarap bırakmadım. 

19 yaşımdayken hayatımın aşkını bulduğumu anladım, onunla olabilmek için neredeyse hayatımdaki her şeyi boşverdim. 

26 yaşımdayken öz be öz hayatımdan ikrah edip memleketten göç ettim. 

32 yaşımda o gittiğim memleketten de sıkıldım, geri döndüm. 

ve bana tüm bu delilikleri yaptıran tek şey dünyanın rengiydi bence. başka bir açıklama bulamıyorum. dünya çok renkliydi ve bir şeyler sıkıcı olmaya başladığında aklıma ilk gelen çeşitli cahillikler yapmaktı çünkü böylesi daha eğlenceliydi. 

ha pişman mıyım, değilim çünkü şu an mutluyum. dışarıdan bakıldığında işinde gücünde, gayet aklı selim bir insan gibi görünürken çok yakınlarım hariç kimsenin bilmediği saçma ve değişik ve hatta bir takım illegal deneyimlere sahip olmaktan da çok memnunum. ayrıca yanımda 19 yaşımdayken hayatımın aşkı olduğunu düşündüğüm adam var. o cahilliklerin yarısında falan yanımdaydı, şimdi yine öyle. bu da güzel oldu. 

türüne gelince, komedi ağırlıklı ama aynı zamanda aşklı meşkli psikolojik drama olabilir. (ne dediğini bildiğinden emin değildi.) 

o zaman ufak çaplı bir soundtrack yapmadan gitmeyeyim. her zamanki gibi play tuşuna basınca youtube linkine gitme teknolojisi de hediye. 

joy division - she's lost control 

beatles - yellow submarine 

salif keita- nyanyama 

yeni türkü - yağmurun elleri

victor deme - djon maya 

patti smith - because the night 

tina arena - un autre univers 


en sevdiğim şarkılar değiller. ama hayatım film olacaksa bunlarsız olmaz bence. 

ve elbette bonus track 

neşet ertaş - ahirim sensin 


öptüm.

18 Ocak 2017

✯ #17 çelınc / 2. gün

aslında bugünün cevabını dün gece yazacaktım ama bir önceki yazıda kendimi anlatırken bahsettiğim o kötü huyum yüzünden şimdiye kaldı. çocuklar iki gün sonra karne alacak ve ben hâlâ öğrenci yorumu yazıyorum, peki neden? çünkü son andacılık. 

neyse hemen ikinci günü şey edeyim. belki on ikiden sonra da yarınki soruyu şaaparım. 

sorular burada

bugünün sorusu diyor ki: kalbini kazanmanın beş yolu. 

1. iyi niyetle yapılan her şey benim kalbimi kazanır. bu her zaman şahane sonuçlar doğurmuyor elbette ama olsun. önemli olan niyet. 

2. nezaketli bir takım girişimler. ama nezaket derken yapay bir kibarlıktan bahsetmiyorum. mesela bir başkasını rahatsız etmemeye çalışmak, kimsenin alanına girmeme çabası, ona ve seçimlerine saygı duyduğunu hissettiren kimi davranışlar. ya da mesela merdivenleri silen ablayla apartmanda karşılaştığımızda "hocam ben sabahları erken geliyorum, zili çalıp rahatsız etmeyeyim, siz kapıya şaşal şişede su bırakın, ben alırım." demesi. böyle şeyler. 

3. hayvan sevgisi. ama evdeki hayvanını sevip etrafa gözünü, kulağını tıkamak değil bu söylediğim. son parasıyla sokakta bulduğu kediyi veterinere götüren bir insan nasıl kötü biri olabilir ki mesela? yok, olamaz bence. 

yalnız şöyle de bir istisnası var bu işin. burnu düşse almayacak kadar kibirli olduğu için insanlarla düzgün ve gerçek ilişki kurmayı beceremeyip de çareyi hayvansever olmakta bulan insanlar da var. onların kalbimi kazanacağını pek sanmıyorum. (ama şimdi belli de olmaz, bilemedim.) 

4. empati ve içlilik. ay bunu nasıl açıklayacağım ki şimdi? şöyle örnekler vereyim, mesela annem haberleri izleyemiyor. dünya yansa annem iki ay sonra öğrenir. eskiden çok kızardım haber izlemediği için ama sonraları anladım ben onu. çünkü annem her izlediği haberde başına kötü şeyler gelen o insanların yerine koyuyor kendini ve o insanlar adına içleniyor. birinin evi yanmış mesela, annem "yazık bu soğukta nereye gidecekler?" diye dertleniyor, yediği mandalina boğazına düğümleniyor falan. sadece empati değil bu, içli bir şekilde onun derdini dert edinmek. böyle bir insan kalbimi kazanmasın da kim kazansın?

5. acıyı bal eylemek. yani tam olarak belki bu da değil ama şöyle anlatayım. bir derdi olduğunda sanki dünya onun çevresinde dönüyormuşçasına etrafı velveleye veren insanlardan hazzetmiyorum. sürekli bir mağdur edebiyatı, bir drama queenlik falan bunlar deli gibi soğutuyor beni. ve bunun tam tersi olabilen insanlara çok saygı duyuyorum. 

mesela şu türkünün sözlerini hatırlıyor musunuz? peki hikayesini?


aşık daimi bu türküyü 12 eylül döneminde bir çatışmada ölen oğlu için eşine yazmış.

sanırım bir insan için çocuğunu kaybetmekten daha acısı yoktur. bu acıyla baş etmeye çalışırken bir de eşini teselli etmek, hem de böyle sözlerle.. 

bu hem kalbimin kapılarını o insanın ruhuna sonuna kadar açabileceğim, hem de önünde sonsuz bir saygıyla eğileceğim bir şey benim için. 

öyle işte.. 

balkabağına dönüşmeden başardım ya ikinci günün cevabını yazmayı kendimle gurur duydum şu an. gerçi buna seviniyor olmam da tam olarak nedir? evet, son andacılık. 

öptüm. 







17 Ocak 2017

✯ adını #17 çelınc koydum


şu an sizleri bir önceki yazıya gelen on yorumu okumanın ve çelıncta yalnız bırakılmamanın sevinciyle selamlıyorum. katılımcı listesinın zaten okumayı en sevdiğim blog arkadaşlarımdan oluşması şahane ama yeni tanıyacağım komşular da olacak. zaten bu mimlerin, çelıncların falan bir diğer güzel tarafı da okuyacak yeni bloglar keşfetmek. 

o zaman tutmayın, başlıyorum. 

ayhh ilk soru bu kadar zor olmamalıydı sanki ama aldık başımıza bi' dert artık yapacak bir şey yok. 

diyor ki "kendini 5 sözcük ile anlat." 

aklıma hiçbir şey gelmeyince google'dan sıfatlara baktım. dedim en azından oradan kendime bir şeyler beğenirim ama işin içinden çıkamadım. sonra gittim abimin de içinde olduğu en yakın arkadaşlarım listesine mesajlar attım. dedim ki beni bir kelime ile tanımlayın. şöyle cevaplar geldi. 

abim dedi ki: inat 

küçükken onu kızdırdığımda beni ellerimden bağlayıp annemin gardrobuna kilitlemişliği var. her saat başı gelip "özür dileyecek misin?" diye sormasına rağmen "haaaayır!" diye bağırdığım ve saatlerce direndiğim o gün çok emin olmuş tehlikeli boyutlara varan inatçılığımdan.  konuyu hatırlamıyorum ama o an haklı olduğuma çok emin olduğum için özür dilemeyi kabul etmediğimi çok net hatırlıyorum. 
o kadar saat ne yaptın dolapta derseniz onu da hatırlıyorum. önce a ile başlayan bütün şarkıcıların şarkılarını, sonra b ile başlayan, c,d,e... annem işten dönüp beni azad edene kadar bağıra bağıra şarkı söyledim. artık o da nasıl bir manyaklıkmış bi' korktum şu an. 

ceren dedi ki: rengarenk. "nasıl yani rengarenk?" deyince de bunu yazdı. 
canım benim ya, ne güzel laflar sıralamış. kurban olurum. 


sonra gürtan dedi ki: yoda

hiç aklıma gelmezdi böyle bir şey diyeceği ama birbirimizin ailesi gibi geçirdiğimiz okul yıllarımız ve sonrasında işlerin içinden çıkamadığında gelip bir şeyler danıştığı günleri hatırlayıp cedaylar cedayı olmanın gururunu hissettim bir kez daha. (cağnum gürtan sen de herhangi bir ceday değilsin benim için, gönlümün luke skywalker'ı.)

bu da pelin'den: içten 

içten ve samimiymişim. onunla da yakın arkadaşlığımız okulda insan gibi pizza yiyelim diye gittiğimiz mekanda birdenbire kendimizi ana babamıza ağız dolusu küfürler ederken bulduğumuz ve bundan hiç gocunmadığımızı hissettiğimiz an başladığı için bu cevap çok mantıklı. bir de gerçekten sevdiğimi gerçekten saçma bir şekilde seviyorum ben. 

terlediyse sırtına bez koyayım,  kızdırdıysa "yapacağın işe kafam girsin" şeklinde atar yapayım ya da işte özlediysem falan gece uykumdan uyanıp mesaj atayım, uyanırsa da uyansın yani off n'apayım tarzı bir sevgi bu. neyse ki yansıması "içten" şeklinde oluyormuş.

peki hemen ardından bir film kahramanına daha benzetilmeme ne demeli?

çünkü betül dedi ki: khalesi

çünkü onun gibi mücadeleci, din-dil-ırk ayrımı gözetmeden insancıl, hak savunucusu bir tipmişim. ayrıca onun ejderhaları gibi benim de köpeklerim oluyormuş hep. 

ay bunlar fani dünyada duyduğum en güzel sözler olabilir. 

alt alta okuyunca arkadaşlarımın cevapları ile aşırı onore oldum şu an. ne güzel şeyler düşünüyorlarmış, iyi ki sormuşum. ama bence beni tanımlayan kötü sıfatlar da var. 

mesela tembel değilim ama son andacılık (var mı şunun yerine koyabileceğim daha  düzgün bir sıfat?) ruhuma işlemiş. bu konuda pek iyi değilim, illa ki son ana kalacak o işler. daha neler yazarım kendimle ilgili ama en rahatsız olduğum şeylerin başında bu geliyor olabilir. gerisine hiç girmeyip zirvede bırakmak istiyorum. 

çelıncın zorlu başlayan ilk günü bana kendimi iyi hissetmediğimde falan gelip okuyacağım şahane bir yazı hediye etti resmen. 

it's a miracle değil de ne? 

o zaman bu da yazının şarkısı olsun ben de yayınladıktan sonra tekrar okurken disco figürleri yapayım oturduğum yerde.


hu hu huww huu! 

öptüm. 

16 Ocak 2017

➳ gelin çelınc şaapalım

bütün hafta sonum karne yorumu yazmaya çalışmak ve bunalınca kahvemi alıp bloglara kaçmakla geçti. epey şey birikmiş okuyamadığım, kimine yorumla salça oldum kimine ne yazsam bilemedim. aslında bence genel bir mutsuzluk hâli var hepimizin üzerinde. mutsuzum yazıldığı için değil, o hissi sosyal medya şeylerinden sadece burada gerçek anlamda hissedebildiğimi bildiğim için. 

aralarda pinterest'te de gezeyim dedim. gezerken ecnebi bloggerların challenge sorularına denk geldim. kıskandım gittim aradım falan kendime onların karmaşık listelerinden yeni bir liste yaptım. buyrun nur topu gibi çelıncımız.



bu kez 30 günlük değil çünkü 17 soruyu anca buluşturup denk getirebildim, ayrıca 30 gün için nedense kendime güvenemedim ve bir de 17 benim en sevdiğim sayı. ha bir de 2017 falan falan.. (burada, lafı uzattığım için kendime göz deviriyorum aslında)

sorular çok şahane değil ama biz de manyak gibi ne kadar düzgün çelınc varsa hepsini yapmışız önceden, tırt mırt idare edeceğiz artık. amaç buralarda olmak. 

iki gün sonra yani ayın on yedisinde başlayalım diyorum. iyice içimize kapandık azıcık da saçılalım artık bence. birbirimize ihtiyacımız var. en azından benim size var. 

kimler burada?

14 Ocak 2017

➳ neşeli bir başlangıç için kedili açılış


merhaba dostlarım, kardeşlerim merhaba! 

bir aydır türlü kış illetiyle boğuşurken geçen haftaki üç günlük kar tatili ilaç gibi geldi. sonuncu gün bi' cesaret attım kendimi sokağa lee ve sifu'ya yamanıp. bayırdan poşetle bile kaydım bir miktar. yani yaklaşık 1 metre falan ama olsun. 

kapının önünde çocuk parkı var, mahallenin bebeleri kardan adam yapmışlar. salak sifu gitti kardan adamın burnunu yedi. gören de evde aç bırakıyoruz sanır. o ara şu alttakini çekmeyi akıl ettim. sifu'nun kardaki ilk videosu. 


video


geçen gün çocuklara biraz ünlü resimleri, ressamlarını falan anlatmak istedim. listede leonardo, van gogh ve frida vardı. resimlerden yıldızlı gece'yi çok beğendiler ama en çok frida'nın hikayesinden etkilendiler. sonra röprodüksiyonun ne demek olduğunu anlatıp internetten bulduğum boyama sayfalarını dağıttım. on beş dakika sonra falan oğlanlardan bi' tanesi "öğretmenim doğru yazmış mıyım? diyerek yanıma geldi. 


dünyayı çocuklar yönetse keşke. 

hâlâ bu hayalime ikna olmadıysanız bir de şunu dinleyin. 

birkaç hafta önce cücelerle beslenme saatindeyiz. bir tanesi elinde tertemiz peçetelere sarılmış bir şeyi getirip "öğretmenim annem size de börek yolladı" diye masama bıraktı. anneler bir şey yollayınca aman yanlış anlamasınlar deyip alıyorum. teşekkür edip yemeye başladım. sonra başka bir tanesi mandalina getirdi aynı şekilde. diğerini aldım bunu almazsam olmaz diye düşünüp onu da yedim. ikinci sırada oturan A. artık ne kurduysa kafasında, yavrum eline bir tane zeytin alıp gelmiş. 

"öğretmenim annem bunu size yolladı."

gözlerim doldu yahu böyle bir şeyler oldu o an bana. iyiliğine, sevgisine, sevdiğine bir şey yapma çabasına kurban olduğum..  işte bu yüzden dünyayı çocuklar yönetse keşke. 

ikinci dönem onlarla devam edecek miyim bilmiyorum. yerime kadrolu biri atanırsa ayrılmak zorundayım. sadece onlardan değil annelerinden ayrılmak da zor olacak. çıkışta okul kapısında yanıma koşup "hocam kurban olayım ört önünü dışarısı buz gibi" diye şalımı bağlayan annelerden ya da hayatı boyunca başına ne gelirse belki sineye çekmiş ama çocuğunun öğretmeni gitmesin diye birilerini çekiştirip milli eğitime dilekçe yazdıran annelerden bahsediyorum. sadece çocuklar ve anneleri de değil. şimdiye kadar duyduğum, gördüğüm, birlikte çalıştığım en şahane yöneticiyle ayrılacak olmak da canımı sıkıyor. okul müdürü her anlamda şahane bir kadın. hayatım boyunca hiç bu kadar sevdiğim bir yerde çalışmamıştım. neyse çok da şaapmayayım şimdi üzülüyorum çünkü biraz.  hooop değiş konu.

yapmam gereken çok şey var. evi bir bayram, bir baharmışçasına temizlemem gerek. aynısı bilgisayarda her şeyi her yere depiştirdiğim klasör ve dosyalar için de gerekli. anneme gitmem lazım, bursa'ya maykama gitmem lazım. ne zamandır söz verip de habire ekmek zorunda kaldığım arkadaşlarımla buluşmam ve bir süredir okuyamadığım blogları bi' talan etmem lazım. kpss için tekrar çalışmaya başlamam ve bir de artık şu hastalıkları tamamen atlatmanın bir yolunu bulmam lazım. neyse ki hepsi ve daha fazlası için bir hafta sonra epey vaktim olacak. 

yine amma yazmışım. 

memlekette ilgili umut ve düşüncelerimi tek karede özetleyen şu şahane işi de bırakıp kaçayım. 




öptüm. 

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...